ABD Donanması İnsansız Gemiyi Denizde Robotik Kolla Yakıt İkmali Yaptı

ABD Donanması, insansız bir savaş gemisini denizde yakıt ikmali yapabilen robotik bir düzenekle yaklaşık 100 kez yakaladı, doldurdu ve serbest bıraktı. Virginia açıklarında birkaç gün süren denemede toplam 400 galon yakıt aktarıldı. Görünüşte mütevazı olan bu rakam, insansız filoların önündeki en sert duvarı hedef alıyor: bir insansız gemi limana dönmeden görev bölgesinde ne kadar kalabilir?

Bir Bakışta
Ne oldu? İnsansız bir deniz aracına, çekilen robotik bir yakalama ve bağlantı düzeneği üzerinden denizde yakıt ikmali yapıldı.
Nerede? Virginia, Little Creek-Fort Story Müşterek Seferî Üssü açıkları.
Ne zaman? Denizdeki ana gösterim 11 Ağustos 2026; iskele denemeleriyle birlikte birkaç güne yayıldı.
Kim yaptı? Deniz Havacılık Harp Merkezi Silah Bölümü’nün Blue Water Instrumentation programı; MARTAC ve Sealartec sanayi ortakları; Dahlgren ve Carderock harp merkezleri.
Kaç kez, ne kadar? Yaklaşık 100 bağlanma çevrimi, toplam 400 galon (yaklaşık 1.500 litre) yakıt.
Ne kadar sürede geliştirildi? Kavramdan denizdeki denemeye yedi ay.
Türkiye için önemi: ULAQ, MARLIN ve SANCAR ile silahlı insansız deniz aracında erken davranan Türkiye için sıradaki eşik, aynı araçları kıyıdan koparıp açık denizde tutabilmek.
İnsansız deniz araçlarına dair tartışma yıllardır aynı iki soru etrafında dönüyordu: Ne kadar hızlı gider, üzerine hangi silahı koyabilirsiniz? ABD Donanması’nın Virginia açıklarında yaptığı deneme, üçüncü ve aslında en belirleyici soruyu masaya koydu: Yakıtı bittiğinde ne olacak? Deniz Havacılık Harp Merkezi Silah Bölümü’ne bağlı Blue Water Instrumentation (BWI) programı, bir eğitim destek gemisinin arkasından çektiği robotik bir düzenekle insansız bir savaş teknesini denizde defalarca yakaladı, yakıt verdi ve yeniden serbest bıraktı.
Rakamlar ilk bakışta gösterişsiz. Birkaç güne yayılan denemede toplam 400 galon, yani kabaca 1.500 litre yakıt aktarıldı; bu, orta boy bir insansız teknenin tek seferlik depo hacminden çok da fazlası değil. Ama denemenin ölçüsü aktarılan yakıt değil, tekrar sayısı: robotik düzenek yaklaşık 100 bağlanma çevrimi gerçekleştirdi. Bir mühendislik gösteriminde asıl aranan şey tam olarak budur — tek seferlik başarı şans olabilir, yüz kez üst üste tekrarlanan başarı ise süreçtir.
BWI’nin Gelecek Kabiliyetler Ofisi direktörü Spencer Holloway, denemenin gerekçesini tek cümlede özetliyor: “Bir insansız tekne yakıt için limana her döndüğünde kalıcılığı kaybediyoruz, kapsamayı ve yedekliliği azaltıyoruz, görevi kesintiye uğratıyoruz.” Cümlenin arkasındaki matematik acımasız. Görev bölgesi kıyıdan ne kadar uzaksa, aracın gidiş-dönüş için harcadığı süre toplam görev süresinin o kadar büyük bölümünü yiyor. Belli bir mesafeden sonra araç, görevde geçirdiğinden daha uzun süre yolda oluyor.
ABD Fleet Forces Komutanlığı’nda kabiliyet, inovasyon, bilim ve teknoloji entegrasyonu şube başkanı Ronald Raymer ise madalyonun ikinci yüzüne işaret ediyor: kalıcılık kazanan insansız araçlar, “insanlı gemileri ve personeli riske atmadan daha yüksek tehdit bölgelerine” gönderilebiliyor. Yani denizde ikmal, insansız aracı yalnızca daha uzun süre havada değil, aynı zamanda daha ileride tutuyor.
Çekilen bir robot kol: TCCD nasıl çalışıyor?
Sistemin merkezinde TCCD (towable capture and connection device — çekilebilir yakalama ve bağlantı düzeneği) adı verilen bir donanım var. Mantığı, uçaklardaki hortum-huni yöntemine benziyor ama su yüzeyinde çalışıyor: ikmali yapacak gemi düzeneği arkasından çekiyor, insansız tekne arkadan yaklaşıp düzeneğe kenetleniyor, yakıt aktarımı tamamlanınca ayrılıyor.
Denemede çekici görevini USNS Vindicator (TSV 5) eğitim destek gemisi üstlendi; ikmal edilen platform ise Donanma’nın envanterindeki, MARTAC üretimi T38 insansız deniz aracıydı. Kuru bir donanım listesi gibi görünen bu ikili aslında kritik bir tasarım tercihini anlatıyor: ikmal yeteneği, pahalı ve özel bir tanker gemisine değil, arkasından bir düzenek çekebilen herhangi bir yüzer platforma bağlanmış durumda. Bu, yeteneği filoya yaymayı çok daha ucuz hâle getiriyor.
Şu aşamada süreç tam otonom değil; yaklaşma ve kenetlenme uzaktan yönetiliyor. Sealartec’in üst yöneticisi Amitai Peleg, yol haritasının “tümüyle otonom bir mimariye” evrildiğini, hedefin insansız aracın “ikmal düzeneğine kendi yaklaştığı, otomatik protokollerle haberleştiği ve manevra algoritmalarıyla kendini konuma oturttuğu” bir yapı olduğunu söylüyor. İnsanı döngüden çıkarmak burada estetik bir tercih değil: 100 çevrimin her birinde bir operatörün ekran başında oturması gerekiyorsa, ölçeklenebilir bir lojistik zinciri kurulamaz.
Programın bir sonraki dönüm noktası, tüm aşamaların tek bir kesintisiz hareket olarak sınanacağı uçtan uca gösterim: buluşma, yaklaşma, yakalama, yakıt aktarımı, ayrılma ve göreve dönüş. Bu eşik geçildiğinde insansız tekne, “yakıtı bitince eve dönen bir araç” olmaktan çıkıp filonun sürekli devrede kalan bir unsuru hâline geliyor.

Yedi ay: hızın kendisi bir mesaj
Denemenin en çok konuşulan yanı belki de teknik değil takvimsel. Donanma-sanayi ekibi, kavramdan denizdeki gerçek testlere yedi ayda geçti. Savunma tedarikinde bir kabiliyetin kâğıttan suya inmesi çoğu zaman yıllarla ölçülürken bu süre, denemenin küçük ölçekli ve deneysel doğasıyla açıklanabilir — ama aynı zamanda bilinçli bir yöntem tercihini de gösteriyor.
Yöntem şu: nihai çözümü baştan tarif etmek yerine, çalışan en basit hâli suya indirip üzerine katman eklemek. Bu denemede robotik kol hazır bir eğitim gemisinin arkasına takıldı, hazır bir insansız tekne kullanıldı ve otonomi ilk turda es geçildi. Sonuç, mükemmel bir sistem değil ama sahada yüz kez tekrarlanmış bir veri kümesi. Askerî inovasyonda son yılların en belirgin eğilimi tam olarak bu: kusursuz prototipin yerini, erken ve sık denenen kaba prototip alıyor.
Bu yaklaşım, ABD Donanması’nın insansız su üstü aracı vizyonunun genel gidişatıyla da uyumlu. Donanma yıllardır büyük insansız gemi programlarında maliyet ve olgunluk tartışmalarıyla boğuşuyor; buna karşılık küçük ve orta boy araçlarda, ticari gövdeler üzerine askerî görev yükü ekleyen daha çevik bir hat ilerliyor. Denizde ikmal yeteneği, tam da bu ikinci hattın değerini artıran bir çarpan: küçük araç, büyük aracın menzilini kazanıyor.
Denemenin bir başka arka planı da ölçüm ve test altyapısı. BWI programının asıl işi, hipersonik ve uzun menzilli hassas atış denemelerinde deniz sahasını enstrümanlarla donatmak. Bu tür testlerde insansız tekneler sensör taşıyıcı olarak konumlanıyor ve atış penceresi boyunca yerlerinde kalmaları gerekiyor. Yani ikmal kabiliyetinin ilk müşterisi muharip birlikler değil, test altyapısının kendisi — ama kabiliyet bir kez olgunlaştığında muharip kullanım kendiliğinden geliyor.
Denemenin künyesi
| Başlık | Ayrıntı |
|---|---|
| Gösterim tarihi | 11 Ağustos 2026 (denizde), iskele denemeleriyle birlikte birkaç gün |
| Yer | Little Creek-Fort Story Müşterek Seferî Üssü açıkları, Virginia |
| İkmal edilen araç | T38 insansız deniz aracı (MARTAC üretimi, Donanma mülkiyetinde) |
| Çekici platform | USNS Vindicator (TSV 5) eğitim destek gemisi |
| Düzenek | TCCD — çekilebilir yakalama ve bağlantı düzeneği |
| Bağlanma çevrimi | Yaklaşık 100 |
| Aktarılan yakıt | Toplam 400 galon (~1.500 litre) |
| Otonomi seviyesi | Uzaktan yönetimli; tam otonom mimari hedefleniyor |
| Geliştirme süresi | Kavramdan denemeye yedi ay |
| Yürütücü kurum | Deniz Havacılık Harp Merkezi Silah Bölümü / Blue Water Instrumentation |
| Destek kurumlar | NSWC Dahlgren, NSWC Carderock, PMS 420 (LCS Görev Modülleri Program Ofisi) |
| Sanayi ortakları | MARTAC (Maritime Tactical Systems), Sealartec |
| Sıradaki adım | Uçtan uca otonom ikmal gösterimi |
T38 Devil Ray: ikmal edilen tekne nedir?
Denemenin öznesi olan T38, Florida merkezli MARTAC (Maritime Tactical Systems) firmasının Devil Ray ailesinin orta-büyük üyesi. Yaklaşık 11,6 metre (38 fit) boyundaki araç, iki gövdeli (katamaran benzeri, çift sponsonlu) bir tekne formuna oturuyor. Bu form, hızlı tekne yarışlarından gelen bir mirasa dayanıyor ve amacı yüksek süratte dahi gövdeyi suya oturtup kararlı tutmak.
Performans tarafında T38, seyir süratini yaklaşık 25 knot civarında tutarken, tahrik seçeneğine ve yük durumuna göre 80 knota kadar ani sürat yapabiliyor — bu, saatte 145 kilometreye yakın bir hız demek ve bir savaş gemisinden çok bir yarış teknesinin dünyasına ait. Araç, deniz durumu 1-5 aralığında görev yapacak, deniz durumu 7’de ise hayatta kalacak şekilde tasarlanmış. Faydalı yük kapasitesi yaklaşık 1.800 kilogram düzeyinde; bu da elektro-optik gözetleme, elektronik harp veya silah sistemleri gibi görev yüklerinin taşınmasına imkân veriyor.
Devil Ray ailesi, ABD Donanması’nın Orta Doğu’daki insansız görev güçlerinde ve çeşitli tatbikatlarda uzun süredir sahada. Aile, gözetleme ve keşif görevlerinin yanı sıra silahlı konfigürasyonlarda da denendi. Kısacası T38, laboratuvardan çıkmış bir prototip değil, operasyonel geçmişi olan bir platform — ve denemenin anlamı da buradan geliyor: yeni olan tekne değil, tekneye denizde yakıt verilebilmesi.
Aracın tahrik hattı, iç veya dış takma motor seçenekleriyle dizel ya da benzinli olarak yapılandırılabiliyor. Bu esneklik, denizde ikmal senaryosu açısından önemli: yakıt türü ne kadar filo standardına yakınsa, ikmali yapacak gemi o kadar sıradan olabilir. Uzun vadede hedeflenen tablo, insansız aracın herhangi bir yardımcı gemiden, hatta bir başka insansız gemiden yakıt alabilmesi.

Kalıcılık neden filonun asıl para birimi?
İnsansız sistemler tartışmasında en sık yapılan hata, kabiliyeti platformun kendisiyle ölçmek. Oysa deniz harbinde belirleyici olan, bir aracın ne yapabildiği kadar ne kadar süre orada olabildiğidir. Bir gözetleme hattını kesintisiz tutmak için gereken araç sayısı, tek bir aracın görev süresiyle ters orantılıdır: görev süresi ikiye katlanırsa, aynı hattı tutmak için gereken araç sayısı kabaca yarıya iner.
Bu, doğrudan bütçe demek. Denizde ikmal yeteneği, aynı sayıda insansız araçla daha geniş bir alanı kapatmak ya da aynı alanı daha az araçla tutmak anlamına geliyor. Üstelik tasarruf yalnızca platform maliyetinde değil: her limana dönüş, iskele kapasitesi, bakım ekibi, yakıt ikmal altyapısı ve seyir güvenliği gibi bir dizi görünmez maliyeti de tetikliyor.
İkinci boyut operasyonel. Bir insansız aracın limana dönüşü yalnızca boşluk yaratmıyor, aynı zamanda öngörülebilir bir örüntü üretiyor. Karşı taraf, ikmal döngüsünü çözdüğünde, hattın hangi saatlerde zayıfladığını da çözmüş oluyor. Denizde ikmal, bu örüntüyü kırıyor: araç ne zaman ve nerede dolduğunu artık kıyı altyapısına göre değil, göreve göre belirliyor.
Üçüncüsü ve belki en önemlisi, ikmal kabiliyetinin insansız araçları gerçek bir “filo unsuru” hâline getirmesi. Bugün insansız tekneler çoğunlukla kıyıya bağlı, kısa süreli görevler için düşünülüyor. Denizde yakıt alabilen bir araç ise, insanlı gemilerle aynı harekât ritmine girebilir — aynı grupla hareket eder, aynı görev döngüsüne dahil olur. Bu, insansız aracın statüsünü “yardımcı ekipman”dan “gemi”ye taşıyan eşiktir.
Türkiye açısından: silahı çözdük, menzili çözecek miyiz?

Türkiye, silahlı insansız deniz aracı alanında dünyada erken davranan ülkelerden biri. ARES Tersanesi ve Meteksan iş birliğiyle geliştirilen ULAQ, güdümlü mühimmat atışını denizde gerçekleştiren ilk Türk insansız deniz aracı olarak kayda geçti. MARLIN, Sefine Tersanesi ile ASELSAN’ın ortak ürünü olarak NATO tatbikatlarında görev aldı. HAVELSAN’ın SANCAR ailesi ise sürü davranışı ve otonom görev yönetimi tarafında ilerliyor. Yani Türkiye’nin bu alandaki birikimi ne yeni ne de yüzeysel.

Ne var ki Türk insansız deniz araçlarının bugüne kadarki tasarım mantığı, büyük ölçüde kıyıya yakın harekât üzerine kurulu. Ege ve Doğu Akdeniz’de görev yarıçapı görece kısa, üs desteği yakın; bu şartlarda “kalıcılık” sorunu ABD’nin Pasifik ölçeğinde yaşadığı kadar sert hissedilmiyor. Ölçekler ve tehdit ortamları farklı olduğu için iki programı doğrudan kıyaslamak zaten yanıltıcı olur. Ancak Türk Deniz Kuvvetleri’nin harekât ufku Libya, Somali ve Karadeniz’i kapsayacak biçimde genişledikçe, aynı sorunun Türkiye kapısına da geleceği açık.
Burada Türkiye’nin elinde alışılmadık bir kart var: TCG Anadolu. İnsansız hava araçlarını taşıyacak biçimde kurgulanan gemi, aynı mantıkla insansız su üstü araçları için de yüzen bir üs işlevi görebilir. Havuz güvertesinden indirilip alınan, güvertede bakımı yapılan ve doldurulan insansız tekneler, denizde ikmalin bir başka çözüm yolu demek. ABD’nin çekilen robotik kolu ile amfibi gemiden işletme yaklaşımı aynı sorunun iki farklı cevabı; hangisinin daha uygun olduğu coğrafyaya ve görev profiline göre değişir.
Aktarılabilir asıl ders ise donanımdan çok yöntemde. Bir kabiliyeti yedi ayda suya indirmek, ancak hazır bileşenleri birleştirmeye ve ilk turda kusuru kabul etmeye razı olan bir tedarik kültürüyle mümkün. Türk savunma sanayii, insansız hava aracında bu hızı zaten defalarca gösterdi; deniz tarafında da sıradaki eşik yeni bir tekne tasarlamak değil, mevcut teknelerin görev süresini uzatan otonom lojistik zincirini kurmak. Silahı çözmüş bir programın bir sonraki sınavı hep menzil olur.
Sırada ne var?
BWI programının açıkladığı bir sonraki hedef, buluşmadan göreve dönüşe kadar tüm zincirin insansız araç tarafından kendi başına yürütüleceği uçtan uca gösterim. Bu aşama geçilirse, insansız teknenin görev süresini belirleyen şey artık depo hacmi değil, bakım aralıkları ve ikmal gemisinin kendi kapasitesi olacak.
Daha uzun vadede akla gelen soru ise şu: ikmali yapan gemi de insansız olabilir mi? Robotik kolun çekilebilir olması, yani özel bir gemi gerektirmemesi, bu ihtimali teknik olarak açık tutuyor. Tümüyle insansız bir ikmal zinciri, deniz harbinde lojistiği ilk kez insan riski taşımayan bir alana taşırdı. Virginia açıklarındaki 400 galon, o resmin ilk karesi olmaya aday.
Kaynaklar
- Naval News — “U.S. Navy Demonstrates USV Refueling At Sea Using Robotic Towed Connector”, 4 Eylül 2026
- DVIDS — Naval Air Warfare Center Weapons Division, Blue Water Instrumentation basın açıklaması
- MARTAC (Maritime Tactical Systems) — Devil Ray T38 ürün belgeleri
- Sealartec — otonom kalkış-iniş ve bağlantı sistemleri ürün sayfası
- ARES Tersanesi, Meteksan Savunma, ASELSAN, Sefine Tersanesi ve HAVELSAN kurumsal yayınları




