Yapay Zekâ Destekli Harp Sistemleri Nereye Gidiyor? 2025-2030 Küresel Rekabet Haritası

Giriş: Savaşın Kodları Yeniden Yazılıyor
2023 yılının Ağustos ayında ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarı Kathleen Hicks, basın toplantısında tek bir cümleyle tarihi bir dönüşümü ilan etti: “Çin’in kitle üstünlüğüne karşı binlerce düşük maliyetli otonom sistemle asimetrik yanıt vereceğiz.” Bu açıklama, yalnızca bir silah programının lansmanı değildi; savaşın mantığının köklü biçimde yeniden yazıldığının itirafıydı. Replicator adıyla anılan bu girişim, yapay zekâ destekli otonom sistemlerin artık strateji tartışmalarının kenarında değil, tam merkezinde yer aldığını dünyaya gösterdi.
Bugün küresel savunma harcamaları rekor düzeyde. SIPRI’nin 2025 yıllığı, 2024’te küresel savunma harcamalarının 2,718 trilyon dolara ulaştığını teyit ediyor. Ancak bu rakamın ardında çok daha dikkat çekici bir dinamik yatıyor: Harcamaların giderek artan bölümü geleneksel silah alımlarına değil, yapay zekâ, otonom sistemler ve karar destek teknolojilerine akıyor. Asıl rekabet artık demir ve çelik üzerinde değil, algoritmalar ve veri akışları üzerinde şekilleniyor.
Bu dosya, yapay zekâ destekli harp sistemlerinin 2025-2030 dönemindeki küresel seyrini, başlıca ülkelerin stratejilerini, Türkiye’nin bu tablodaki konumunu ve yönetişim krizini belgeleyen, doğrulanmış veriler ışığında analiz ediyor.
Yönetici Özeti
Yapay zekâ artık savunma teknolojisinin bir unsuru değil, mimarisidir. ABD’nin JADC2 doktrini ile Replicator programı, Çin’in “intelligentization” stratejisi, NATO’nun 2024 revizyonu ve Türkiye’nin KARGU/ALPAGU/GÜERZ üçlüsü bu mimarinin farklı katmanlarını oluşturuyor. Ancak tablonun bir de kör noktası var: On yılı aşkın süren çok taraflı müzakereler, otonom silahları düzenleyecek bağlayıcı bir çerçeve üretemedi. BM bünyesindeki Hükümet Uzmanları Grubu’nun (GGE) mandası 2026’da sona eriyor; bu tarih, hem tehlikeli bir boşluğun sürmesi hem de tarihî bir fırsat penceresi anlamına geliyor.
Neden Şimdi? Konunun Aciliyeti
Yapay zekâ destekli savunma sistemleri onlarca yıldır kavramsal gündemde yer alıyordu. Peki neden 2025-2030 penceresi bu denli kritik? Üç ayrı dinamik aynı anda olgunlaşıyor.
Birincisi, teknoloji eşiği: Büyük dil modelleri ve bilgisayarlı görü sistemleri, askeri karar döngülerine entegre edilebilecek ticari olgunluğa ulaştı. SIPRI’nin Haziran 2025 tarihli AWS/AI-DSS karşılaştırma raporu, bu sistemlerin hedefleme döngüsünün farklı aşamalarına konuşlandırılmasının artık teorik değil operasyonel bir gerçeklik olduğunu belgeliyor. İkincisi, pratik sınama: Ukrayna savaşı, sivil kökenli multikopterlerin askeri mühimmata dönüştürülmesinden koordineli insansız hava aracı saldırılarına uzanan bir spektrumda gerçek koşullar altında test alanına döndü. Üçüncüsü, düzenleyici boşluk: GGE müzakerelerinin yıllardır somut bir çerçeve üretememesi, teknolojik gelişmenin hukuki altyapının önüne geçtiği tehlikeli bir mesafe yarattı.
Küresel Savunma Harcamalarında Yapay Zekâ Faktörü
SIPRI 2025 yıllığına göre, ABD 2024’te 997 milyar dolar savunma harcamasıyla Çin’i 3,2 kat geride bıraktı. Çin’in resmi savunma bütçesi 314 milyar dolar olarak açıklanmakla birlikte, ABD Savunma Bakanlığı’nın 2024 Çin Askeri Güç Raporu’nun EPRS tarafından alıntılanan verileri gerçek harcamanın resmi rakamın yüzde 40 ila 90 üzerinde olduğuna, yani 330 ila 450 milyar dolar bandında bulunduğuna işaret ediyor. IISS ise 325 milyar doları esas alıyor.
Ancak bu ham rakamlar tek başına analitik değer taşımıyor. Asıl kırılım noktası, harcamaların nereye gittiğidir. Her iki büyük güç de yalnızca platform sayısını artırmak yerine bu platformları “akıllı” kılacak yazılım, veri ve karar otomasyonu katmanına yatırım yapıyor. Bu eğilim savunma sanayii için köklü bir paradigma değişimine işaret ediyor: Geleneksel tedarik döngüleri yerini hızlı yazılım güncellemesi mantığına bırakıyor.
ABD’nin Stratejisi: Replicator ve JADC2
ABD’nin yapay zekâ destekli harp vizyonu iki ayrı ama birbirini tamamlayan program etrafında şekilleniyor.
Replicator: Dönemin Savunma Bakan Yardımcısı Hicks’in Ağustos 2023’te ilan ettiği bu program, Çin’in sayısal üstünlüğüne karşı “tüm alan, harcanabilir otonom” (ADA2) sistemlerle asimetrik yanıt vermeyi hedefliyor. Hava, kara, yüzey, sualtı ve uzay alanlarında yapay zekâ destekli sürü ve koordineli otonom operasyonlar programın teknik çerçevesini oluşturuyor. CRS’nin IF12611 kodlu belgesi, stratejik gerekçeyi şöyle özetliyor: Düşman için olumsuz maliyet-değişim oranı yaratmak. Başka bir deyişle, her bir ABD sistemini devre dışı bırakmanın maliyeti, sistemi üretmenin maliyetinin katlarına çıkmak zorunda.
Programın arkasında yatan matematiksel mantık şudur: Çin, 2024 itibarıyla ABD’nin savaş gemisi sayısının iki katına yakın deniz kuvvetleri ve kara kuvvetleri personeline sahip. Geleneksel konfigürasyonla bu asimetriye yanıt vermek son derece maliyetli. Replicator, bu denklemi tersine çevirmeyi hedefliyor: 200.000 dolar değerindeki bir Çin füzesini 10.000 dolarlık bir otonom sistemle imha etmek, hem operasyonel hem de bütçe açısından sürdürülebilir bir caydırıcılık modeli yaratıyor. Program 2025 sonlarında Savunma Otonom Savaş Grubu (DAWG) bünyesine alındı; bu yeniden yapılanma, girişimin kurumsal ağırlık kazandığının ve Savunma Bakanlığı’nın yapay zekâ koordinasyonunu merkezileştirme kararlılığının göstergesi.
Replicator’ın pratiğe dökülmesinde en büyük zorluk, yazılım entegrasyonu ve güvenilirlik sertifikasyonu. Otonom bir sistemin yanlış hedef seçmesinin hukuki ve operasyonel sonuçları, geleneksel bir mühimmat arızasının çok ötesine geçiyor. Bu nedenle DoD 3000.09 yönergesi, üst kademe yetkililerin çok aşamalı onayını zorunlu kılıyor — bu şart, sürü taktiği anlayışıyla teorik olarak çelişiyor.
JADC2: Ortak Tüm Alan Komuta-Kontrol mimarisi, yapay zekânın taktik sistemlere entegrasyonunun üst katmanı olarak konumlandırılıyor. Kara, deniz, hava, uzay ve siber alanlar arasında gerçek zamanlı veri paylaşımı ve AI destekli karar desteği sağlamayı amaçlayan bu mimari, henüz operasyonel olgunluğuna tam anlamıyla ulaşmış değil; ancak yol haritası netleşmiş durumda. CSIS’in “Pathways to Implementing JADC2” analizi, birlikte çalışabilirlik sorunlarının hâlâ en büyük teknik engel olduğuna dikkat çekiyor.
JADC2’nin operasyonel testi, Pasifik senaryoları esas alınarak yapılıyor: Tayvan Boğazı geçişi ya da Güney Çin Denizi’nde kriz yönetimi senaryolarında, farklı kuvvetler komutasındaki deniz, hava ve uzay varlıklarının tek bir veri katmanında koordinasyonu. Bu senaryo, mevcut muharebe yönetim sistemlerinin birbirleriyle “konuşmaması” sorununun ne kadar kritik olduğunu açıkça ortaya koyuyor. JADC2’nin tam olgunluğuna ulaşması için öngörülen zaman dilimi 2028-2030 bandı; Replicator ile entegrasyon ise bu yol haritasının en karmaşık parçası olmaya devam ediyor.
Çin’in “Intelligentization” Hamlesi
Çin Halk Kurtuluş Ordusu, modernizasyonunu mekanizasyon → informatizasyon → intelligentizasyon şeklinde üç aşamalı bir modelle tanımlıyor. Hedefler: 2027’de üç aşamanın entegre gelişimi, 2035’te modernizasyonun tamamlanması, 21. yüzyılın ortasında “dünya sınıfı” bir ordu. CNAS’ın 2024 Kongre tanıklığı (Jacob Stokes, USCC) bu çerçeveyi CRS IF11719 ve RAND raporlarıyla birlikte doğruluyor.
Georgetown Üniversitesi’nin Güvenlik ve Teknoloji Stratejisi Merkezi (CSET), 2020 yılına ait 343 KHK sözleşmesini incelediği “Harnessed Lightning” raporunda Çin’in askeri AI yatırımlarını yedi alana ayırıyor: akıllı ve otonom araçlar; ISR (istihbarat, gözetleme, keşif); öngörücü bakım ve lojistik; bilgi ve elektronik harp; simülasyon ve eğitim; komuta-kontrol; otomatik hedef tanıma. Bu kategoriler, yapay zekânın bir silah sistemine değil tüm askeri operasyon anlayışına entegre edildiğini gösteriyor.
Çin aynı zamanda dünyanın en büyük askeri insansız hava aracı ihracatçısı konumuna geldi. SIPRI verileri, 2013-2023 döneminde 17 farklı ülkeye 200’den fazla savaş insansız hava aracı ihraç edildiğini ortaya koyuyor. FH-97A “sadık kanat” konsepti — 2022 Airshow China’da CASC tarafından tanıtıldı — bu yönelimin en belirgin sembolü: İnsanlı muharip uçaklarla koordineli çalışacak otonom uçak sürüleri.
NATO’nun 2024 Revizyonu: Dört Eksenli Strateji
NATO, 10 Temmuz 2024’te yapay zekâ stratejisini revize etti. Yeni strateji dört temel hedef etrafında şekilleniyor: (1) savunmada sorumlu AI kullanımının teşviki; (2) birlikte çalışabilirliği artırmak için AI benimsenmesinin hızlandırılması; (3) AI teknolojilerinin korunması ve ilgili risklerin yönetimi; (4) rakip AI tehditlerinin karşılanması. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi’nin (EPRS) Ocak 2025 tarihli brifing belgesi, bu dört hedefi “üretken yapay zekânın NATO doktrinine entegrasyon sürecinin çerçevesi” olarak nitelendiriyor.
NATO’nun temel sorunu, birlikte çalışabilirlik: 32 üye devletin birbirinden farklı ulusal savunma endüstrileri, AI sistemlerinin koalisyon operasyonlarında uyum içinde işlemesini teknik açıdan zorlayıcı kılıyor. Revize strateji bu boşluğu kapamaya yönelik standart geliştirme süreçlerini hızlandırmayı hedefliyor.
Otonom Silah Sistemleri ve Etik Tartışmalar
Yapay zekânın savaş alanındaki yükselişi, uluslararası insancıl hukuk açısından derin sorular doğuruyor. SIPRI’nin Haziran 2025 tarihli AWS/AI-DSS karşılaştırma raporu (DOI 10.55163/YQBY3151), kritik bir kavramsal ayrımı netleştiriyor: Otonom silah sistemleri (AWS) ile AI destekli karar destek sistemleri (AI-DSS) hedefleme döngüsünün farklı aşamalarında konuşlanıyor. AWS, yasal tanımlama, hedef seçimi ve güç kullanımı kararlarını tamamen ya da kısmen otomatikleştirirken, AI-DSS insan operatöre bilgi sunuyor ancak nihai kararı insana bırakıyor. Mevcut politika çerçevelerinin AI-DSS’i yeterince kapsamaması, kritik bir düzenleyici boşluk oluşturuyor.
SIPRI’nin Ağustos 2025 tarihli ikinci raporu ise askeri AI sistemlerindeki algoritma yanlılığını ve bu yanlılığın uluslararası insancıl hukuk açısından doğurduğu uyum sorunlarını mercek altına alıyor. Özellikle hedef tanımada eğitim veri setlerinin demografik önyargı taşıması, dost/düşman ayrımında sistematik hatalara zemin hazırlıyor.
Bu etik sorular güncelliğini arttıran pratiğe de yansıdı: ABD Savunma Bakanlığı’nın 2023’te güncellenen 3000.09 No’lu yönergesi, insanın müdahalesi olmadan zarar verebilecek sistemleri onaylamak için birden fazla bakanlık müsteşarını ve Müşterek Kurmay Başkanı yardımcısını içeren çok kademeli bir denetim mekanizması öngörüyor. 51 devletin imzaladığı “Askeri Yapay Zekânın Sorumlu Kullanımına İlişkin Siyasi Deklarasyon” (2024) ise bağlayıcı bir çerçeve olmasa da en geniş çaplı çok taraflı uzlaşı belgesi olma niteliğini koruyor.
SIPRI’nin yanlılık raporunun öne çıkardığı bulgular, etik tartışmayı teorik zemine değil pratik operasyonel risklere bağlıyor. Hedef tanıma algoritmalarının belirli demografik ya da iklimsel koşullar için optimize edilmiş veri setleriyle eğitilmesi, farklı coğrafyalarda yanlış pozitif oranlarını artırabiliyor. Bu sistematik yanlılık, yalnızca bireysel sivil hayatları değil, uluslararası insancıl hukukun temel ilkeleri olan orantılılık ve ayrım ilkelerini de tehdit ediyor.
Ayrıca “anlamlı insan kontrolü” kavramının pratikte ne anlama geldiği giderek daha tartışmalı bir soru hâline geliyor. Teorik olarak “insan döngüde” (human-in-the-loop) ilkesini benimseyen bir sistem, saniyeler içinde gerçekleşen hedefleme kararlarında operatörü ne ölçüde anlamlı bir denetim konumuna koyabiliyor? Hız ve ölçek avantajının tamamı otonom sisteme bırakıldığında, insan onayı gerçek bir karar mı yoksa bürokratik bir onay damgasına mı dönüşüyor? Bu sorular, hem etik hem de hukuki boyutlarıyla yanıt bekliyor.
BM Müzakerelerinde On Yıllık Çıkmaz
Otonom silah sistemlerini düzenleyecek uluslararası bir çerçeve arayışı, on yılı aşkın süredir BM bünyesindeki Belirli Geleneksel Silahlar Sözleşmesi (BGS/CCW) çatısında yürütülüyor. Hükümet Uzmanları Grubu (GGE), bu sürecin birincil çok taraflı forumu. SIPRI’nin 2025 tarihli “Çok Taraflı Otonom Silah Sistemleri Politikasına Doğru” raporu (Blanchard ve Goussac), tablo hakkında açık bir tespit yapıyor: “On yılı aşkın müzakereler sınırlı ilerlemeyle sonuçlanmıştır.”
Tıkanıklığın kaynağı, devletlerin tanım, düzenleyici yaklaşım ve eylem yolu konularında temel görüş ayrılıkları yaşaması. Bağlayıcı bir araç isteyen ülkeler ile yalnızca yönlendirici ilkeler konusunda mutabık kalmaya razı olan ülkeler arasındaki mesafe kapanmış değil. GGE’nin mevcut mandası 2026’da sona eriyor; Yedinci CCW Gözden Geçirme Konferansı Kasım 2026’da toplanacak. Bu tarih, uluslararası toplum için hem tehlikeli bir çıkmaz hem de eşsiz bir düzenleme fırsatı sunuyor.
Tanım sorunu en temel engel olmaya devam ediyor. “Otonom silah sistemi” terimini tanımlamak için onlarca taslak metin önerildi; ancak büyük güçlerin hiçbiri sistematik çalışmalara değil belirli kullanım durumlarına göre şekillenecek bir çerçeveye itiraz etmedi. Bu tutarsızlık, müzakerelerin ilerleme kaydettiği izlenimi verse de pratik düzenleyici ilerlemenin önünü kapatıyor.
Bir diğer yapısal sorun ise simetrik müzakere koşullarının yokluğu. En fazla otonom sistem geliştiren ülkeler — ABD, Çin, Rusya — bağlayıcı kısıtlamalardan en az yararlanan konumda. Bu asimetri, CCW GGE’yi pratik anlamda etkisizleştiriyor: Bağlayıcı araç isteyen devletler yeterli siyasi ağırlığa sahip değil, asıl ağırlığa sahip devletler ise bağlayıcı araç istemiyor. Bu kısır döngüyü aşmanın tek yolu, mevcut yönetişim çerçevelerinin dışında yeni koalisyonlar ve normlar geliştirmek olabilir — ancak bu yol, 2026 öncesi kritik pencere göz önünde bulundurulduğunda zaman açısından sınırlı.
Teknolojik Gelişmeler: Kara, Hava, Deniz ve Siber
Yapay zekâ destekli sistemler artık tüm muharebe alanlarında varlık gösteriyor. Hava boyutunda, AI güdümlü savunma önleme algoritmaları, sensör füzyonu ve özerk gözetleme kapasiteleri hızla olgunlaşıyor. Deniz boyutunda, sualtı otonom araçları ve insansız yüzey gemileri AI tabanlı görev planlama ve durum tespiti yetenekleriyle donatılıyor. Kara boyutunda, insansız kara araçları ve loitering mühimmat sistemleri giderek artan özerklikle operasyonel kapasitelerini genişletiyor. Siber boyutta ise AI, hem saldırı vektörlerinin hızını ve ölçeğini hem de savunma tehdit tespit kapasitelerini niteliksel olarak dönüştürüyor.
Bu gelişmelerin ortak paydası, insan kararıyla makine hızı arasındaki mesafenin giderek daralması. “İnsan döngüde” (human-in-the-loop) prensibinin fiilen uygulanabilmesi için gerekli zaman penceresi, bazı senaryo türlerinde artık saniyeler düzeyine geliyor. Bu gerçeklik, sadece teknik değil etik ve hukuki açıdan da yeni bir sınırı işaret ediyor.
Hava Boyutu: AI güdümlü savunma önleme algoritmaları ve sensör füzyonu, radar verisi, kızılötesi izleme ve elektronik imzaları saniyenin çok küçük bir fraksiyonunda birleştirerek tehdit tanımlaması yapıyor. Çin’in FH-97A “sadık kanat” konsepti — insanlı uçakları gölgeleyen otonom kanat elemanlarından oluşan sürüler — bu boyuttaki en çarpıcı yenilik. ABD ise Loyal Wingman programlarıyla benzer bir mimariye yaklaşıyor: XQ-58A Valkyrie gibi otonom kanat uçaklarının F-35 ile birlikte çalışması.
Deniz Boyutu: Sualtı otonom araçları (AUV) ve insansız yüzey gemileri (USV) istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) görevlerini çoktan devraldı. Mayın avı operasyonlarında AI tabanlı sonar işleme insan dalgıçların tehlikeli işini ortadan kaldırırken, uzun dayanım gerektiren açık deniz gözetleme operasyonları otonom platforms için biçilmiş kaftan hâline geliyor. ABD Deniz Kuvvetleri’nin “Phantom Express” ve İngiltere’nin “Manta” programları bu boyuttaki belirleyici projeler arasında sayılıyor.
Kara Boyutu: İnsansız kara araçları (UGV) ve loitering mühimmat sistemleri, kentsel muharebe senaryolarında insan kaybını minimize etme potansiyeli taşıyor. KARGU’nun çok rotorlu yapısı ve gerçek zamanlı görüntü işleme yeteneği, bu kategorinin pratik örneği. Rusya’nın Uran-9 gibi sistemleri ise Suriye operasyonlarında test edildi; o deneyimden çıkan dersler, kara otonom sistemleri tasarımının ne denli karmaşık olduğunu ortaya koydu: Kentsel ortamda GPS reddi, hatalı sensör yorumu ve uzaktan komuta gecikmesi kritik operasyonel sorunlar olarak öne çıktı.
Siber ve Elektromanyetik Spektrum: AI’ın belki de en az görünür ama en stratejik uygulaması bu alanda. Makine hızında siber saldırı ve savunma döngüleri, geleneksel insan güdümlü siber operasyonların çok ötesine geçiyor. Elektromanyetik spektrum yönetiminde AI, frekans seçimi ve karıştırma önlemlerini gerçek zamanlı adapte ederek elektronik harp etkinliğini katlıyor.
Türkiye’nin Konumu: KARGU’dan GÜERZ’e
Türkiye, nispeten sınırlı bir savunma bütçesiyle küresel otonom sistem ihracatçıları arasında kayda değer bir konuma geldi. Bu başarının arkasında, devletin on yılı aşkın sürede oluşturduğu teknolojik birikim ve stratejik ithal bağımlılığından kurtulma kararlılığı yatıyor.
KARGU: STM tarafından geliştirilen bu çok rotorlu otonom saldırı insansız hava aracı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve çeşitli yabancı ülkelerin envanterinde “savaşta kanıtlanmış” konumuyla öne çıkıyor. BM Uzmanlar Paneli’nin S/2021/229 numaralı raporu, KARGU-2’nin 2020 yılında Libya’da kullanıldığını belgeliyor — bu belge, bağımsız bir uluslararası kurum tarafından doğrulanmış ilk otonom mühimmat konuşlanmasından biri olma özelliği taşıyor. Army Recognition’ın Nisan 2026 haberine göre KARGU ve ALPAGU loitering mühimmatları, bir Avrupalı NATO üyesine de teslim edildi. Bu ihracat, Türkiye’nin artık müttefik ülkelere özgün savunma teknolojisi satan konumuna geldiğini somut biçimde kanıtlıyor.
ALPAGU: STM’nin geliştirdiği ikinci otonom loitering mühimmat sistemi, daha küçük form faktörüyle farklı operasyonel senaryolara yanıt veriyor. Ekim 2025’te TSK envanterine resmi olarak giren ALPAGU, KARGU ile birlikte Türkiye’nin otonom mühimmat portföyünü çeşitlendiriyor.
GÜERZ: ASELSAN’ın IDEF 2025’te tanıttığı bu özerk hava savunma sistemi, alçak irtifa tehditlerini AI tabanlı tehdit sınıflandırmasıyla otomatik olarak tespit ve etkisizleştirmeyi hedefliyor. Army Recognition’ın haberine göre GÜERZ, insansız hava araçları ve diğer alçak irtifa tehditlerini operatör müdahalesi olmaksızın işleyebilme kapasitesiyle tasarlandı.
Baykar: Bayraktar TB2 ve Akıncı platformlarındaki yapay zekâ entegrasyonu Türkiye’yi küresel insansız hava araçları pazarının belirleyici oyuncuları arasına taşıdı. Daily Sabah’ın haberine göre Baykar, yeni nesil AI güdümlü insansız hava araçları geliştirme sürecini sürdürüyor; ancak bu teknolojilere ilişkin bağımsız doğrulanmış teknik spesifikasyonlar henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil.
Bu üçlünün ortak önemi şuradan geliyor: Türkiye, otonom sistemleri “laboratuvar ortamında” değil, gerçek operasyonlarda test etmiş ve bu deneyimi ihracat pazarını açmak için kullanmış nadir ülkelerden biri.
Karşılaştırmalı Tablolar
Tablo 1: Büyük Güçlerin Yapay Zekâ Destekli Savunma Yatırım Karşılaştırması (2024)
| Ülke | Toplam Savunma Harcaması (2024) | AI Stratejisi | Öne Çıkan Program |
|---|---|---|---|
| ABD | 997 milyar $ | ADA2 / JADC2 | Replicator → DAWG |
| Çin | 314–450 milyar $ | Intelligentization 2027/2035/2049 | FH-97A sadık kanat, GJ-11 |
| Rusya | 149 milyar $ | Askeri AI modernizasyonu | S-70 Okhotnik, Uran-9 |
| Türkiye | ~46 milyar $ | Yerli otonom mühimmat | KARGU / ALPAGU / GÜERZ |
Kaynak: SIPRI Yıllık Raporu 2025; EPRS Brifing Belgesi Ocak 2025
Tablo 2: Türkiye’nin Otonom Sistem Portföyü
| Sistem | Üretici | Tür | Durum | İhracat |
|---|---|---|---|---|
| KARGU-2 | STM | Otonom çok rotorlu loitering mühimmat | TSK envanterinde, savaşta kanıtlanmış | 3 kıta, 10+ ülke; Avrupalı NATO üyesi dahil |
| ALPAGU | STM | Otonom sabit kanatlı loitering mühimmat | Ekim 2025’te TSK kabulü | KARGU ile aynı pakette |
| GÜERZ | ASELSAN | Özerk alçak irtifa hava savunma | IDEF 2025’te tanıtıldı | Değerlendirme aşamasında |
| Bayraktar TB2 | Baykar | Ağır sınıf silahlı İHA | TSK + 20+ ülke | Küresel; AI entegrasyon güncellemeleri devam ediyor |
Kaynak: STM Ürün Kataloğu; Army Recognition Nisan 2026; BM Uzmanlar Paneli S/2021/229
Tablo 3: Otonom Silah Yönetişimi — GGE Süreci Özeti
| Forum | Çerçeve | Mevcut Durum | Kritik Tarih |
|---|---|---|---|
| BM/CCW GGE | BGS (CCW) bünyesinde | 10+ yıl, bağlayıcı sonuç yok | Manda 2026’da sona eriyor |
| 7. CCW Gözden Geçirme Konf. | — | Kasım 2026’da toplanacak | Olası bağlayıcı araç tartışması |
| Siyasi Deklarasyon (51 devlet) | Bağlayıcı değil | 2024 imzalandı | Süregelen izleme |
Kaynak: SIPRI “Towards Multilateral Policy on AWS” 2025; Arms Control Association Ocak 2025
Bölgesel Dinamikler: Ortadoğu, Avrupa ve Asya-Pasifik
Yapay zekâ destekli savunma sistemlerinin küresel yükselişi, bölgesel güç dengelerini de yeniden şekillendiriyor. Her coğrafya bu dönüşümü farklı güvenlik kaygıları ve teknolojik altyapılarla sindiriyor.
Asya-Pasifik: Bölge, ABD-Çin teknoloji rekabetinin en doğrudan hissedildiği alan. Tayvan, Japonya ve Güney Kore, hem ABD sistemleriyle birlikte çalışabilirlik hem de özgün otonom savunma kapasiteleri geliştirme konusunda ciddi yatırımlar yapıyor. Japonya, 2023 tarihli ulusal güvenlik stratejisini üçe katlanan bir savunma bütçesiyle destekliyor ve karşı saldırı kabiliyeti kapsamında uzun menzilli hassas güdümlü mühimmat tedarikini hızlandırıyor. Güney Kore, AI tabanlı kara savunma sistemleri geliştiriyor; bölgede en uzun süredir aktif olan insanlı-insansız işbirliği programları arasında yer alıyor.
Avrupa: NATO revizyonunun hemen ardından Avrupa’da savunma AI yatırımları ivme kazandı. Almanya, Fransa ve İngiltere, ortak Avrupa savunma teknoloji fonlarına ek olarak ulusal programlarını hızlandırıyor. EPRS’nin Ocak 2025 brifing belgesi, Avrupa ülkelerinin Ar-Ge harcamalarının ABD’nin önemli ölçüde gerisinde kaldığını belgeliyor. Bu açığı kapatma baskısı, savunma sanayii politikasının en tartışmalı gündem maddelerinden birine dönüşüyor.
Ortadoğu: Körfez ülkeleri AI güdümlü sistemlere milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. BAE ve Suudi Arabistan, otonom hava savunma ve insansız araç kapasitelerini hızla genişletiyor. İsrail’in Harpy gibi köklü loitering mühimmat deneyimi, bölgenin AI entegre savunma sistemleri alanında belirleyici bir referans çerçevesi sunuyor. Türkiye’nin KARGU ve ALPAGU ihracatı bu bölgedeki alıcı ilgisiyle örtüşüyor; ancak ihracat politikasındaki hassasiyetler her anlaşmanın koşullarını belirleyici ölçüde etkiliyor.
Zaman Çizelgesi 2025–2030
- 2025: Replicator, DAWG bünyesine alınıyor. ASELSAN GÜERZ tanıtımı. Baykar yeni nesil AI entegreli platform geliştirme süreci. NATO birlikte çalışabilirlik standartları çalışmaları hız kazanıyor. Japonya üçe katlanan savunma bütçesiyle uzun menzilli güdümlü mühimmat tedarikini hızlandırıyor. Çin’in DF-27 ve deniz otonom sistemleri kapasitesi genişliyor.
- 2026 — Kritik Yıl: GGE mandası sona eriyor. 7. CCW Gözden Geçirme Konferansı (Kasım). Olası üç senaryo: (a) Bağlayıcı araç müzakereleri için yeni süreç kararı; (b) Genişletilmiş yönlendirici ilkeler çerçevesi; (c) Süreç fiilen askıya alınıyor. NATO birlikte çalışabilirlik testlerinin sonuçları politika revizyon baskısı yaratıyor. Türkiye yeni NATO üyelerine KARGU/ALPAGU ihracat süreçlerini yönetiyor.
- 2027: Çin’in “intelligentization” entegrasyon hedefi yılı. ADA2 sistemlerinin NATO operasyonlarında ilk gerçek dünya birlikte çalışabilirlik testleri. AI-ISR sistemleri keşif uçaklarının rol paylaşımını yeniden tanımlıyor. Öngörücü bakım algoritmalarının büyük platformlara yaygınlaşması.
- 2028-2030: AI destekli karar sistemlerinin deniz ve kara boyutlarında sistematik yaygınlaşması. Sürü taktiklerinin büyük ölçek testleri. Gerçek zamanlı AI-insan birlikte işlem döngülerinin standartlaşması. Türkiye’nin savunma ihracatında AI’lı sistemlerin payının artması ve yeni GÜERZ nesli ihracatının başlaması bekleniyor. Kare savaş alanı — her sensörün her silaha veri akışı sağladığı entegre sistemler — pilot uygulamalardan operasyonel yeteneğe geçiş.
2030’a Yönelik Beklentiler ve Riskler
2030’a gelindiğinde, yapay zekâ destekli savunma sistemleri bugün olduğundan çok daha geniş bir operasyonel yelpazeye yayılmış olacak. Ancak bu tablo hem fırsatları hem de ciddi riskleri barındırıyor.
Fırsatlar: Orantısız kuvvet kullanımının yerini hassas, hedefe yönelik müdahaleye bırakması potansiyeli var. Lojistik planlama ve öngörücü bakım alanlarındaki AI uygulamaları operasyonel verimliliği önemli ölçüde artırabilir. Türkiye gibi orta ölçekli savunma sanayii ülkeleri için bu dönüşüm, geleneksel platform rekabetinden çok daha erişilebilir bir alan olan yazılım ve sistem entegrasyonunda niş pozisyonlar açıyor. Büyük veri analizi temelli istihbarat işleme, analistlerin haftalarca süren analiz süreçlerini saatlere indirgeyen bir operasyonel kazanım sunuyor.
Risk 1 — İstikrarsız Caydırma: Otonom sistemlere olan bağımlılık arttıkça, algılama hatası ya da algoritma arızasından kaynaklanan yanlış tetikleme riski yükseliyor. 1983 yılında Sovyet erken uyarı sistemi NORAD’ın bir uydu yansımasını nükleer saldırı olarak algıladığı ve yalnızca tek bir subayın inisiyatifiyle savaş çıkmaktan kıl payı dönüldüğü olayı, sisteme duyulan güvenin tehlikesini tarihsel olarak somutlaştırıyor. Çok daha hızlı karar döngülerine sahip yapay zekâ sistemlerinde benzer bir hatanın düzeltilmesi için gereken süre dramatik biçimde kısalıyor.
Risk 2 — Doğrulama Çöküşü: Sistemler karmaşıklaştıkça uluslararası silah kontrol anlaşmalarına uyumun bağımsız denetimi güçleşiyor. Geleneksel silah sayımı ve yerinde denetim rejimleri, yazılım güncellemesiyle değişebilen bir sistemin özerklik düzeyini ya da hedefleme parametrelerini tespit etmek için tasarlanmamış.
Risk 3 — Erişimin Demokratikleşmesi: Otonom sistemlerin maliyeti düştükçe devlet dışı aktörlerin bu teknolojilere ulaşması kolaylaşıyor. Ticari multikopterin mühimmata dönüştürülmesi bu sürecin ilk adımıydı; AI entegre hedefleme yazılımının yakın geleceği bu riski niteliksel olarak yükseltebilir. Libya’da KARGU belgelemesi, bu teknolojilerin nasıl beklenmedik çatışma dinamikleri yaratabileceğinin somut göstergesi olmaya devam ediyor.
Risk 4 — Kademeli Yetki Devri: Tarihsel olarak savunma sistemleri insan kararını destekledi; gelecekte insan kararını ikame edebilir. Bu geçiş kırılgan bir süreklilik içinde değil, pratik baskılar altında gerçekleşiyor: Düşman daha hızlı sistemler kurarsa, insan döngüde ilkesi terk edilmeden aynı hız elde edilemiyor. Bu yarış dinamiği, otonom silah sınırlama müzakerelerini fren kesmeyen bir araç gibi durma problemine dönüştürüyor.
Uzman Değerlendirmeleri
CNAS’ın 2024 Kongre tanıklığında Jacob Stokes, ABD-Çin yapay zekâ rekabetini salt teknolojik bir yarış olarak değil, “askeri organizasyon ve operasyon anlayışının köklü yeniden tasarımı” olarak tanımlıyor. Çin’in stratejisini, sonucu belirsiz onlarca yıllık geleneksel modernizasyon sürecinin yerine teknolojik sıçramayla Batılı güçlere yetişme projesi olarak okuyor.
SIPRI araştırmacıları Blanchard ve Goussac ise GGE sürecindeki tıkanıklığın yalnızca teknik ya da siyasi değil, kavramsal kaynaklı olduğunu vurguluyor. “Otonom silah sistemi” tanımı konusundaki köklü görüş ayrılıkları, müzakerelerin her oturumda aynı zeminde başlamasına yol açıyor. Bu döngünün kırılması için 2026-2027 penceresinin stratejik önemi tartışmasız.
Dönemin ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarı Kathleen Hicks, MIT Technology Review’e verdiği Nisan 2025 tarihli röportajda konunun stratejik özünü şöyle özetliyor: “Sorun sadece teknoloji değil. Sorun, bu teknolojiyi hangi doktrin çerçevesinde, hangi komuta yapısıyla ve hangi hukuki kısıtlarla kullanacağınızı bilmek.” Hicks’in bu tespiti, Replicator programının teknik mimarisini değil, onun altında yatan kavramsal dönüşümü aydınlatıyor: Otonom sistemler artık bir operasyon aracı değil, stratejinin kendisini şekillendiren bir faktör hâline geliyor.
Savunma teknoloji analistleri ise 2028-2030 dönemini “ikinci dalga” olarak tanımlıyor: İlk kuşak loitering mühimmat ve ISR platformlarının yerini, gerçek zamanlı sürü koordinasyonu ve çok alan işbirliği yapabilen entegre AI sistemleri alacak. Bu ikinci dalganın mevcut düzenleyici boşluk ortamında gelmesi, tartışmalarda öncelikli kaygı haline geliyor.
Türkiye İçin Stratejik Öneriler
Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, Türkiye’ye özgü stratejik çıkarımlar sunuyor.
İhracat politikasının hukuki çerçevesi: KARGU ve ALPAGU’nun üç kıtada 10’dan fazla ülkeye ihracatı dikkat çekici bir ticari başarı. Ancak bu teknolojilerin hangi koşullarda ve hangi operasyonel kısıtlamalarla kullanılacağına dair ikili ya da çok taraflı düzenleme mekanizmaları, ihracat pazarının sürdürülebilirliği açısından kritik. BM uzmanlarının Libya raporlaması, bu konudaki tutarsızlıkların uluslararası kamuoyu nezdinde nasıl gündem oluşturabileceğini gösterdi.
NATO birlikte çalışabilirliği: JADC2 benzeri ağ merkezli mimariyle uyumlu sistemler geliştirmek, Türkiye’nin NATO içindeki teknolojik konumunu güçlendirecek. Özellikle GÜERZ gibi özerk hava savunma sistemleri, NATO hava savunma entegrasyonu çerçevesine uygun sertifikasyon süreçlerine girerse, birlikte çalışabilirlik avantajı ihracat potansiyelini de katlayabilir.
2026 GGE müzakereleri: Türkiye, hem KARGU/ALPAGU geliştiricisi hem de NATO üyesi sıfatıyla BM GGE sürecinde benzersiz bir diplomatik pozisyona sahip. Otonom sistemlerin savaşta kullanım deneyimi olan az sayıdaki ülkeden biri olarak Türkiye’nin bu müzakerelerde standart belirleme süreçlerine aktif katılımı, hem kendi ihracat politikasının savunulabilirliğini artıracak hem de genel çerçevenin pratik gerçekliklerle örtüşmesini sağlayacak değerli bir bakış açısı sunacak.
Ar-Ge derinliği: Savunma AI sistemlerindeki algoritma yanlılığı ve UIH uyumu araştırmalarına yatırım, hem sistem güvenilirliğini artıracak hem de uluslararası akreditasyon süreçlerinde önemli bir kaldıraç sunacak. Bu alan, savunma sanayiindeki orta ve büyük ölçekli ülkeler arasında henüz gerçek anlamda liderlik iddia eden oyuncu sayısı son derece az — Türkiye bu boşluğu dolduracak altyapıya sahip.
Sonuç
Yapay zekâ destekli harp sistemleri, savaşın temel mantığını dönüştürüyor. ABD’nin Replicator ile JADC2’yi entegre etme çabası, Çin’in “intelligentization” doktriniyle dünyanın en pahalı teknoloji yarışını yürütüyor. NATO bu yarışın dışında kalmak bir yana, üye devletlerin ortak birlikte çalışabilirlik standartlarını oluşturmakta zorlandığı aşikâr. Bu tabloda Türkiye, küçük bütçeyle büyük adım atan bir savunma sanayii profili çiziyor; KARGU’nun Libya’daki varlığından GÜERZ’in IDEF 2025’teki tanıtımına uzanan çizgi, somut bir stratejik yükselişin fotoğrafı.
Tüm bu gelişmelerin birleştiği kritik noktayı görmek için şu soruyu sormak yeterli: 1914’te Avrupa’nın büyük güçleri savaşın nasıl işlediğini anlıyordu — ama makine tüfeginin savaşı nasıl dönüştüreceğini anlayamadı. Bugün benzer bir körlük riski var: Yapay zekânın savaşa entegrasyonu yalnızca daha hızlı silahlar anlamına gelmiyor; komuta zincirleri, sorumluluk mekanizmaları ve uluslararası hukukun temel varsayımları dahil tüm sistemin yeniden tasarlanması gerekiyor. Bu tasarımı bilinçli yapmak mümkün — ama pencere daralıyor.
Ancak tüm bu teknolojik ivmelenmenin ortasında en acil sorun teknolojik değil hukuki: Bağlayıcı bir uluslararası çerçeve olmaksızın ilerleyen her yıl, hesap verebilirlik boşluğunu derinleştiriyor. 2026, bu boşluğu kapatmak için son değil ama belki de en net çerçeveli fırsat penceresi. Türkiye’nin bu süreçte hem oyun kurucu hem de kural belirleyici rolü için gerekli teknolojik ve diplomatik altyapıya sahip olduğu söylenebilir — bu fırsatı kullanıp kullanmamak ise stratejik tercih meselesi.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Kaynakça
- SIPRI Yıllık Kitabı 2025, Bölüm 3 — Küresel Savunma Harcamaları
- SIPRI, “Autonomous Weapon Systems and AI-Enabled Decision Support Systems in Military Targeting”, Haziran 2025 (DOI 10.55163/YQBY3151)
- SIPRI, “Towards Multilateral Policy on Autonomous Weapon Systems”, 2025 (Blanchard ve Goussac)
- SIPRI, “Bias in Military Artificial Intelligence and Compliance with International Humanitarian Law”, Ağustos 2025
- Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi (EPRS), “Artificial Intelligence in Military Applications”, Ocak 2025, PE 769580
- Kongre Araştırma Servisi (CRS), “Defense Primer: The Replicator Initiative”, IF12611, 2024
- CNAS — Jacob Stokes, “Military Artificial Intelligence, the People’s Liberation Army, and U.S.-China Strategic Competition” Kongre Tanıklığı, 2024
- NATO, Revize Yapay Zekâ Stratejisi, 10 Temmuz 2024
- CSET, “Harnessed Lightning: How the Chinese Military is Adopting Artificial Intelligence”, 2021
- BM Uzmanlar Paneli, Libya Raporu S/2021/229
- ABD Savunma Bakanlığı Yönergesi 3000.09 (2023 güncelleme)
- Army Recognition, “Türkiye’nin STM’si KARGU ve ALPAGU Loitering Mühimmatlarını Avrupalı NATO Ülkesine Teslim Etti”, Nisan 2026
- Army Recognition, “ASELSAN GÜERZ Özerk Hava Savunma Sistemi — IDEF 2025 Sunumu”, 2025
