TOGG’dan SİHA’ya Savunma Sanayii’nin 20 Mihenk Taşı

Türkiye’nin Savunma Sanayiinde 20 Dönüm Noktası (2026): TOGG’dan KAAN’a Bağımsızlık Yolu
8 Ekim 2026 | Envanter Medya Savunma Analizi | 20 bölüm
1974’te Kıbrıs Harekâtı sonrası ABD ambargosuyla sarsılan Türkiye, bugün yıllık 4 milyar dolarlık savunma ihracatına ulaştı. Bu dönüşüm tek bir karara değil, elli yıla yayılan yirmi kritik mihenktaşa dayanıyor. Her birine bakalım: bu kararlar neden alındı, ne değiştirdi, ne vadediyor?
İçindekiler
- 1974 Kıbrıs Harekâtı & Ambargo
- MKEK: İlk Yerli Mühimmat
- Aselsan’ın Kuruluşu (1975)
- Roketsan’ın Kuruluşu (1988)
- M60 Modernizasyonu
- F-16 Lisanslı Üretimi
- TAI’nin Kuruluşu (1984)
- Altay Tankı Programı
- SSB’nin Yeniden Yapılanması
- T-129 ATAK Helikopteri
- Bayraktar TB2: Dünyayı Değiştiren SİHA
- MİLGEM: Yerli Savaş Gemisi
- HİSAR: Yerli Hava Savunma
- Kirpi ve Cobra: Türk MRAP’leri
- ATMACA Füzesi
- ÇAKIR ve SOM Füzeleri
- Bayraktar AKINCI
- KAAN Savaş Uçağı
- Savunma İhracatı 2020-2026
- 2035 Hedefi: Tam Bağımsızlık
01 1974 Kıbrıs Harekâtı: Ambargo Travması ve Yerlilik Kararı 1974

Türkiye’nin savunma sanayii dönüşümünün başlangıç noktası, dramatik bir hayal kırıklığıdır. 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs’taki Rum darbesine müdahale etmek üzere adaya çıkartma yaptığında, bu harekât Ankara’da kısa süre içinde başka bir krizin fitilini ateşledi: ABD Kongresi, silah ambargosu kararı aldı. 1975-1978 yılları arasında uygulanan bu ambargo, Türkiye’nin kritik askeri sistemlerine yedek parça ve yeni teçhizat alamamasına yol açtı.
Ordunun temel silah sistemlerini üreten ya da bakımını yapan ülkenin aynı zamanda bir baskı aracı olarak silah kozu kullanabileceği gerçeği, Ankara’da derin bir siyasi şok yarattı. Dönemin yetkilileri, ordunun bağımlılığının sadece bir tedarik meselesi değil, aynı zamanda ulusal egemenlik meselesi olduğunu açıkça ifade etmeye başladı.
Ambargo, Türkiye’ye savunma sanayii olmayan bir devletin güvenlik garantisiz kaldığını gösterdi. Hükümet, kısa vadede ambargoyu kırmaya çalışırken uzun vadede yerli üretim kapasitesi oluşturma stratejisini kabul etti. Bu strateji, sonraki elli yılın yol haritası oldu.
1975 sonrasında kurulan savunma kurumları, o dönemin acısından doğdu. ASELSAN, MKEK’in genişletilmesi, TAI’nin kurulması — hepsinin arka planında 1974’ün dersi yatıyor: dışa bağımlılık bir zayıflıktır, yerlilik ise stratejik bir zorunluluktur.
02 MKEK: Türkiye’nin İlk Yerli Mühimmat Fabrikası 1950’ler–1980’ler

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK), Türkiye’nin savunma sanayiindeki en köklü kuruluşlardan biridir. 1950 yılında Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu adıyla kurulan MKEK, başlangıçta NATO standartlarında mühimmat üretimini hedefledi. Ancak asıl atılımını 1970’lerin ambargo ortamında yaptı.
MKEK’in önemi, sadece ürettiği ürünlerde değil, yarattığı bilgi birikiminde yatıyordu. Fabrikalar, Türk mühendislerin uçak bombası, top mermisi, tüfek fişeği ve patlayıcı kimyasallarını sıfırdan öğrendikleri okullara dönüştü. Bu “öğrenerek üretme” modeli, daha sonra Aselsan, TAI ve Roketsan’ın da benimseyeceği bir paradigma haline geldi.
Mühimmat en temel sarf malzemesidir; onu başkasından almak, savaşı başkasının iznine bağlamak demektir. MKEK bu görevi 1950’lerden itibaren omuzladı ve her kriz döneminde kapasitesini artırdı. Ambargo sonrası dönemde MKEK, ordunun en kritik eksikliklerini dolduran ilk kuruluş oldu.
MKEK bugün 9’dan fazla fabrikasıyla top, hafif silah, patlayıcı, piroteknik ve kimyasal savunma alanında üretim yapıyor. Küçük kalibreli silahlardan 120 mm’lik tank mühimmatına kadar geniş bir yelpaze sunan kurum, Türkiye’nin savunma özerkliğinin görünmez ama vazgeçilmez direğidir.
03 Aselsan’ın Kuruluşu: Elektronik Hâkimiyetin Başlangıcı 1975
Aselsan Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. kuruluş dönemi” loading=”lazy”>Kıbrıs ambargosu, Türk ordusunun sadece mühimmat ve silah alanında değil, elektronik haberleşme sistemleri alanında da dışa bağımlı olduğunu açıkça ortaya koydu. Ordu, yedek telsiz bulamıyor, şifreli haberleşme sistemlerini tamir ettiremiyordu. Bu boşluğu kapatmak için 1975’te Türk Silahlı Kuvvetleri Vakfı bünyesinde Aselsan kuruldu.
Başlangıçta yalnızca askeri telsiz üretmek amacıyla kurulan şirket, zamanla savunma elektroniğinin her alanına yayıldı. Radar sistemleri, elektronik harp, komuta-kontrol sistemleri, kızılötesi sensörler, insansız sistem elektroniği — bugün Aselsan’ın faaliyet alanları Türkiye’nin en kapsamlı savunma elektroniği şirketini tanımlıyor.
Modern savaşın kazananları genellikle en iyi silahı değil, en iyi sensörü, en güvenilir haberleşmeyi ve en hızlı komuta ağını elinde bulunduranlar olur. Aselsan, Türkiye’nin bu gerçeği fark ettiği noktada doğdu. 1975’te kurulan küçük telsiz fabrikası, elli yıl sonra 3,7 milyar dolar gelirli ve 130’dan fazla ülkeye ihracat yapan bir savunma elektroniği devine dönüştü.
Aselsan bugün savunma sanayiinin neredeyse her platformuna elektronik katkı sağlıyor: Bayraktar TB2’nin aviyoniği, Altay tankının görüş sistemleri, MİLGEM’in radar seti, HİSAR’ın güdüm elektroniği. Türkiye’nin yerlilik oranını artırdığı her sistemde Aselsan’ın bir bileşeni vardır.
04 Roketsan’ın Kuruluşu: Füze Yolunun Açılması 1988

Roket ve füze teknolojileri, savunma sanayiinin en zorlu alanlarından biridir. Tahrik sistemleri, güdüm elektroniği, savaş başlıkları ve bunları bir arada çalıştıran yazılımlar — her biri bağımsız bir uzmanlık gerektiriyor. 1988’de kurulan Roketsan, Türkiye’nin bu alanda kendi bilgi birikimini oluşturma iradesinin somutlaşmasıdır.
Şirket başlangıçta ABD’li Loral Space & Communications ortaklığıyla kuruldu; lisanslı üretimle başlayıp kademeli olarak özgün tasarıma geçti. Bu “öğrenerek özgünleştirme” modeli, Türk savunma sanayiinin genel stratejisini özetliyor: önce lisans al, sonra içselleştir, ardından geliştir.
Bir ordunun füzesi yoksa, uzun menzilli hassas vuruş kabiliyeti de yoktur. Türkiye, 1980’lerde bu boşluğu kapatmak için hem ithalata hem de yerli üretim altyapısı kurmaya başladı. Roketsan, o kararın kurumsal yansımasıdır. Bugün SOM, CIRIT, UMTAS, HİSAR, ATMACA, ÇAKIR — hepsi Roketsan’ın ürünleri.
Roketsan bugün 30’dan fazla ülkeye ihracat yapıyor ve yılda 10.000’den fazla roket ile güdümlü mermi üretiyor. NATO’nun talep ettiği hassasiyet standartlarını karşılayan sistemler üretiyor olması, Türkiye’nin ittifak içindeki teknolojik konumunu da güçlendiriyor.
05 M60 Modernizasyonu: Yerli Üretim Deneyimi 1990’lar–2000’ler
Türkiye Kara Kuvvetleri, yıllarca ABD yapımı M60 Patton tankını kullandı. Bu tankların modernizasyonu, Türkiye için hem bir zorunluluk hem de bir fırsat oldu. 1990’ların ortasında başlatılan M60T Sabra modernizasyon programı, İsrail firması Elbit ile ortaklaşa yürütüldü; ancak Türk mühendisler süreç boyunca aktif rol üstlendi.
Program, yeni bir ateş kontrol sistemi, termal görüş kamerası, Türk üretimi reaktif zırh ve güncellenen güç sistemi içeriyordu. Türkiye bu süreçte edindiği bilgi birikimini sonraki yıllarda Altay tankı tasarımında kullandı. M60T modernizasyonu, “lisanslı üretim” ile “bağımsız geliştirme” arasındaki köprünün ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.
Yeni tank almak yerine eldeki tankları modernize etmek hem ekonomikti hem de yerli mühendislere kritik deneyim kazandırdı. Bu bilinçli karar, sonraki on yılda Altay’ın tasarımını mümkün kıldı. Savunma sanayiinde bilgi birikimi, fabrikadan önce gelir.
M60T modernizasyonu aynı zamanda Türk savunma şirketlerinin büyük ölçekli kara platformlarındaki sistem entegrasyonu yetkinliğini test ettiği bir alan oldu. Roketsan’ın mühimmatı, Aselsan’ın elektroniği ve yerli bakım-onarım ağı, bu programda ilk kez kapsamlı biçimde bir araya geldi.
06 F-16 Lisanslı Üretimi: Jet Teknolojisine İlk Adım 1980’ler–1990’lar

1985 yılında imzalanan ve “Barış Kartalı” adıyla bilinen anlaşmayla Türkiye, General Dynamics ile F-16 lisanslı üretim sözleşmesi imzaladı. Bu anlaşma, Türkiye’nin jet savaş uçağı teknolojisine ilk kez doğrudan eriştiği tarihi bir dönüm noktasıydı. TUSAŞ (bugünkü TAI) bünyesinde kurulan üretim hattında toplam 232 adet F-16 üretildi.
Programın asıl değeri, üretilen uçak sayısından çok transferin kapsamında yatıyordu. Türk teknisyenler ve mühendisler, modern jet uçağının nasıl tasarlandığını, üretildiğini ve test edildiğini bizzat öğrendi. Uçuş kontrol yazılımları, motor entegrasyonu, aviyonik test prosedürleri — bunların hepsi Türk mühendislerin elleriyle gerçekleştirildi.
Türkiye, lisanslı F-16 üretimini savunma tekniğini “satın almak” için değil, havacılık sanayiini “inşa etmek” için bir araç olarak kullandı. Bu bilinç, ilerleyen yıllarda TAI’nin yerli uçak geliştirme kapasitesinin temelini attı ve nihayetinde KAAN’ın doğuşunu mümkün kıldı.
F-16 programı aynı zamanda Türk savunma sanayiinin uluslararası kalite standartlarına uyum yeteneğini kanıtladı. ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon denetimleri altında üretilen uçakların teslimi, Türk sanayisine güven kazandırdı ve sonraki yıllarda alınacak uluslararası ihalelerin kapısını araladı.
07 TAI’nin Kuruluşu: Havacılık Sanayiinin Temeli 1984
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TAI), 1984’te TUSAŞ adıyla kuruldu. Başlangıç noktası F-16 üretimiydi; ancak kuruluşun vizyonu çok daha genişti. Yönetim, lisanslı üretimi bir amaç değil, bir araç olarak konumlandırdı. Hedef, Türkiye’nin kendi uçaklarını tasarlayıp üretebilmesiydi.
TAI zamanla sadece uçak üretim tesisi olmaktan çıkıp gerçek anlamda bir havacılık mühendisliği merkezi haline geldi. CN-235 kargo uçağı üretimi, T-129 ATAK helikopterinin entegrasyonu, İnsansız Hava Araçları, ANKA SİHA platformu ve nihayetinde KAAN savaş uçağının tasarımı — bunların hepsi TAI’nin çatısı altında gerçekleşti.
Havacılık savunma sanayiinin zirvesidir. Uçak yapabilen ülkeler, teknoloji zincirinin en üst katmanında yer alır. Türkiye, 1984’te kurduğu TAI ile bu zincire dahil olmayı; zamanla da zincirin üretici ülkesi olmayı hedefledi. Bu vizyon bugün KAAN ile somutlaştı.
TAI’nin en önemli katkısı, Türkiye’de havacılık mühendisliği kültürü yaratmasıdır. Bugün KAAN programında görev yapan mühendislerin önemli bir kısmı, ANKA ve T-129 programlarında yetişti. Bu nesil aktarımı, savunma sanayiinin en değerli ürünüdür.
08 Altay Tankı Programı: Yerli Ana Muharebe Tankı 2000’ler–Günümüz

Altay programı, 2000’li yılların başında Güney Kore firması Hyundai Rotem ile ortak geliştirme anlaşmasıyla başladı. Hedef açıktı: Türkiye, kendi yerli ana muharebe tankını tasarlayıp üretecekti. Bu, herhangi bir büyük kara kuvvetleri ülkesi için temel savunma yetkinliği olmakla birlikte, teknolojik açıdan son derece zorlu bir projeydi.
Tank tasarımı; zırh metalurjisi, balistik koruma, motor ve şanzıman entegrasyonu, ateş kontrol sistemleri ve elektronik altyapıyı bir arada gerektiriyor. Altay programında bu unsurların büyük bölümü yurt içinde geliştirildi. BMC kara platformunu, Aselsan ateş kontrol ve aviyoniği, Roketsan mühimmatı sağladı.
Türkiye, M60 ve Leopard 2 tanklarını yıllarca ABD ve Almanya’dan satın aldı. Her modernizasyon talebi, her yedek parça siparişi bir izin aşamasından geçiyordu. Altay, bu bağımlılığı kırmak için tasarlandı. Teslimatta yaşanan motorlu güç sistemi gecikmelerine karşın program sürüyor; ilk seri üretim tankları teslimat takvimindedir.
Altay’ın Türkiye’ye en büyük katkısı, platformun kendisinden çok geliştirme sürecinde edinilen bilgi birikimi oldu. Ağır zırhlı araç tasarımını öğrenen Türk mühendisler, bu deneyimi Kaplan MT (Endonezya ile ortak üretim) ve diğer kara platformlarına aktardı.
09 SSB’nin Yeniden Yapılanması: Stratejik Alımların Merkezi 2017
2017 yılında gerçekleştirilen kapsamlı reform, Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nı (SSM) Savunma Sanayii Başkanlığı’na (SSB) dönüştürdü. Bu değişiklik görünürde idari bir düzenlemeydi; ancak arka planda çok daha köklü bir felsefi dönüşümü temsil ediyordu.
Eski SSM modeli, silah alımlarını koordine eden bir kurum olarak işliyordu. Yeni SSB ise Türkiye’nin savunma teknolojisi stratejisini yönlendiren, Ar-Ge’yi finanse eden ve projelerin “yerlilik yüzdesini” takip eden bir politika motoru olarak konumlandırıldı. SSB’nin yönetimine geçtiği projeler arasında KAAN, MİLGEM, HİSAR, Altay ve ATAK gibi Türk savunma sanayiinin vitrindeki tüm büyük platformlar yer alıyordu.
Büyük savunma programlarını başarıyla yürütmek için teknik yetkinlik kadar kurumsal koordinasyon da gerekir. SSB’nin yeniden yapılanması, savunma projelerinin siyasi öncelik kazandığının ve merkezi yönetim altında hızlandırılacağının açık bir sinyaliydi. Reform, ardından gelen ihracat sıçramasının kurumsal altyapısını hazırladı.
SSB bugün 700’den fazla savunma projesini eş zamanlı yürütüyor ve Türkiye’nin savunma harcamaları içindeki yerlilik oranının yüzde 80’in üzerine çıkmasını hedefliyor. Bu oran 2002’de yaklaşık yüzde 20’ydi.
10 T-129 ATAK Helikopteri: Lisanstan Yerliye Geçiş 2014

T-129 ATAK, İtalya-İngiltere ortak girişimi AgustaWestland’ın A129 Mangusta taarruz helikopterinin Türkiye’ye uyarlanmış versiyonudur. TAI koordinasyonuyla geliştirilen program, 2014’te birinci ATAK teslimatıyla operasyonel hale geldi. Programın özgünlüğü, Türkiye’nin standart lisans üretimiyle yetinmeyip sistemin elektronik altyapısını yerli bileşenlerle dönüştürmesinden geliyor.
Aselsan’ın geliştirdiği ASELFLIR hedef belirleme pod’u, yerli ekranlı kokpit sistemleri ve Roketsan’ın CIRIT, UMTAS füzeleri ile ÇÖKERTME güdümlü bombası — bunların tümü T-129’u, lisanslı üretimin çok ötesine taşıdı. Türkiye hem sistemi işletmeyi hem de geliştirmeyi öğrendi.
Taarruz helikopteri, kara harekâtının en kritik hava desteği platformlarından biridir. Türkiye’nin özellikle PKK terörüyle mücadelede ihtiyaç duyduğu sürekli hava desteği ve hassas atış kapasitesi, ATAK programının hızlanmasındaki temel güdüydü. Program, terörle mücadelede elde edilen operasyonel verilerle sürekli güncellendi.
T-129’un ihracat sicili de dikkat çekici: Pakistan, programın birincil ihracat müşterisi konumuna geldi; ancak ABD’nin motor ihracat izni konusundaki tutumu ihracat süreçlerini yavaşlattı. Bu gerilim, Türkiye’nin dışa bağımlı motor teknolojisi konusunda ne kadar hassas bir noktada durduğunu bir kez daha hatırlattı.
11 Bayraktar TB2: Dünyayı Değiştiren SİHA 2014–Günümüz

Bayraktar TB2, sadece bir savunma sistemi değil; bir paradigma değişikliğidir. Selçuk Bayraktar liderliğindeki Baykar ekibinin geliştirdiği bu silahlı insansız hava aracı, orta irtifa-uzun havada kalma (MALE) kategorisinde dünya piyasasını altüst etti. Libya’da, Dağlık Karabağ’da, Ukrayna’da TB2’nin etkinliği, hem stratejistlerin hem de savunma endüstrisinin gündemini yeniden biçimlendirdi.
TB2’nin başarısı yalnızca teknik performansından kaynaklanmıyor. İnsansız platformların geleneksel kara kuvvetleri muharebe operasyonlarını nasıl destekleyebileceğini, zırhlı araç ve hava savunma sistemlerini nasıl tehdit edebileceğini somut biçimde kanıtladı. Üstelik Batılı muadillerinin çok altında bir fiyat etiketiyle.
Türkiye 2000’lerin başında ABD’den Predator SİHA kiralamak istedi; talep reddedildi. Bu ret, yerli SİHA geliştirme programının önünü açtı. Baykar’ın sonraki on yılda gösterdiği özgünlük, bu reddin en verimli yanıtı oldu. TB2, bir hayal kırıklığından doğan bir başarı hikâyesidir.
TB2 bugün 40’tan fazla ülkeye ihraç edilmiş ya da satış görüşmeleri sürmektedir. Tek bir platform olarak Türkiye’nin toplam savunma ihracatına katkısı, tarihin herhangi bir dönemdeki tek savunma programının etkisini geçmiştir. TB2, Türk savunma markasının küresel tanınırlık simgesi haline geldi.
12 MİLGEM Projesi: Türkiye Kendi Savaş Gemisini İnşa Ediyor 2011–Günümüz

MİLGEM (Milli Gemi), Türkiye’nin deniz platformlarındaki en kapsamlı yerlilik programıdır. 2000’lerin başında tasarımına başlanan programın ilk gemisi TCG Heybeliada, 2011’de deniz kuvvetlerine teslim edildi. Programın hedefi sadece bir gemi sınıfı üretmek değil, bütüncül bir gemi tasarım ve inşa ekosistemi oluşturmaktı.
İstanbul Teknik Üniversitesi akademisyenlerinin de katkılarıyla yürütülen teknik tasarım süreci, Türkiye’nin gemi mühendisliği kapasitesini ciddi biçimde artırdı. Platformda Aselsan’ın GENESIS muharebe yönetim sistemi, Roketsan’ın füze altyapısı ve yerli sonar sistemleri kullanıldı.
Türkiye üç tarafı denizle çevrili, deniz ticaret yollarının kesişiminde konumlanan, Doğu Akdeniz’de çıkarları olan bir ülkedir. Deniz gücü olmak, kendi denizini kontrol etmek demektir. MİLGEM bu stratejiyi hayata geçirdi. Program bugün dört korvet ve fırkateyin ötesinde; Pakistan ve Ukrayna da MİLGEM’in ihracat versiyonunu ediniyor.
MİLGEM’in en büyük stratejik başarısı, tek bir platform değil, bir platform ailesi yaratmasıdır. Ada sınıfı korvetler, Babür sınıfı fırkateynler ve TCG Anadolu amfibi hücum gemisi — hepsi MİLGEM mirasının taşıyıcıları. Türkiye artık deniz platformu ihraç eden ülkeler arasına girdi.
13 HİSAR Hava Savunma Sistemi: Patriot Bağımlılığına Son 2016–Günümüz
Hava savunma sistemleri, bir ülkenin askeri egemenliğinin en kritik bileşenlerindendir. Türkiye, uzun yıllar boyunca NATO sistemlerine, özellikle ABD yapımı Patriot’a bağımlı kaldı. Her alım talebi siyasi pazarlıklara konu oluyor, sistemlerin operasyonel özerkliği sınırlı kalıyordu.
HİSAR ailesi bu denklemi değiştirmek için tasarlandı. Aselsan ve Roketsan’ın ortak geliştirdiği sistemin üç katmanı var: kısa menzilli HİSAR-A (ve HİSAR-A+), orta menzilli HİSAR-O (ve HİSAR-O+) ve uzun menzilli HİSAR-U. Sistemler 2016’dan itibaren Türk Kara ve Hava Kuvvetleri’ne teslim edilmeye başlandı.
S-400 satın alma krizinde (2017-2019) Türkiye’nin ne denli hassas bir dengede yürüdüğü açıkça görüldü. HİSAR, bu jeopolitik gerilimi azaltmanın tek gerçek yolunu gösteriyordu: yerli hava savunma kapasitesi. Hem Patriot almama hem de S-400 baskısıyla baş etmenin çözümü, kendi sistemini geliştirmekti.
HİSAR ailesi bugün operasyonel; Suriye sınırında, kritik tesislerin çevresinde ve tatbikat sahalarında aktif biçimde kullanılıyor. Uzun menzilli HİSAR-U’nun 2024-2025 testleriyle daha yüksek irtifa ve menzil kapasitesine ulaşması, sistemin ikinci kuşak S-400 tartışmasını da anlamsız kılıyor.
14 Kirpi ve Cobra: Türk MRAP’leri Dünyaya Açılıyor 2000’ler–Günümüz
Mayına Karşı Korumalı Araçlar (MRAP), 2000’lerin ortasında Irak ve Afganistan’daki çatışmalarla birlikte küresel talebin en hızlı arttığı askeri platform kategorisi haline geldi. Türkiye hem yurt içi ihtiyaçlarını karşılamak hem de ihracat fırsatını değerlendirmek amacıyla bu alanda iki kritik platforma yatırım yaptı: BMC’nin Kirpi’si ve Otokar’ın Cobra’sı.
Kirpi, yüksek taban klirensı, V şekilli gövdesi ve modüler zırh yapısıyla doğrudan mayın patlamalarında bile mürettebatı korumayı hedefliyor. Cobra ise daha hafif ve çok görevli yapısıyla keşif ve devriye görevlerine yönelik. Her iki platform, Türkiye’nin terörle mücadele harekâtlarında yoğun biçimde test edildi ve gerçek muharebe koşullarında olgunlaştı.
PKK terörüyle mücadelede yaşanan kayıpların önemli bir bölümü, yol kenarı bombaları ve mayınlardan kaynaklanıyordu. MRAP platformları hem bir operasyonel çözüm hem de yerli sanayii geliştirme fırsatıydı. Bu çift kazanım modeli, Türk savunma ihracatının en başarılı örneklerini doğurdu.
Kirpi ve Cobra bugün 30’dan fazla ülkede operasyonel. Özellikle Körfez ülkeleri, Orta Asya ve Afrika pazarlarında güçlü bir satış sicili oluşturdular. Bu başarı, Türkiye’nin “muharebe kanıtlı” savunma platformu ihraç eden ülkeler arasına girmesinin en somut göstergelerinden biri.
15 ATMACA Füzesi: Denizden Vurma Gücü 2021–Günümüz

Türk Deniz Kuvvetleri, yıllarca ABD yapımı Harpoon deniz-deniz füzesini kullandı. Her birinin maliyeti, stok yönetimi ve platform entegrasyonu için ABD’ye bağımlılık sürdü. ATMACA, bu bağımlılığı ortadan kaldırmak amacıyla Roketsan tarafından geliştirilen yerli deniz-deniz güdümlü füzesidir.
200 km’yi aşan menzili, aktif radar güdüm başlığı, deniz sıyırma uçuş profili ve gürültü önleme algoritmaları ile ATMACA, modern deniz muharebesi gereksinimlerini tam olarak karşılıyor. 2021’de operasyonel teste başarıyla geçen sistem, MİLGEM fırkateynlerine ve diğer deniz platformlarına entegre ediliyor.
Doğu Akdeniz’deki hak iddiaları ve Yunanistan ile Libya meselelerindeki gerilim, Türkiye’nin deniz saldırı kapasitesini güçlendirme ihtiyacını öne çıkardı. Yerli ATMACA, hem operasyonel esneklik hem de müzakere masasında etki gücü anlamına geliyor. Başkasına bağımlı olmayan bir deniz saldırı gücü, tam egemenlik demektir.
ATMACA aynı zamanda ihracat listesine de girdi. Gelecekte MİLGEM’i satın alan ülkelere entegre paket olarak sunulacak. Türkiye gemi sattığında, geminin füzesini de satıyor — bu, savunma değer zincirinin tamamlanması anlamına geliyor.
16 ÇAKIR ve SOM Füzeleri: Uzun Menzilli Hassasiyet 2010’lar–Günümüz
Hava-yüzey güdümlü silahlar, modern hava harekâtının omurgasıdır. Pilot riski almadan, yüksek irtifadan, hassas biçimde hedef vurabilmek — bu kapasite yalnızca en gelişmiş savunma sanayilerine özgüdür. Türkiye bu alanda iki kritik sistem geliştirdi: SOM (Standoff Mühimmatı) ve ÇAKIR.
SOM, F-16’lardan atılabilen, 250+ km menzilli, düşük imzalı (düşük radar kesit alanına sahip) bir seyir füzesidir. Türkiye’nin yerli seyir füzesi geliştirme programının doruk noktasını temsil ediyor. ÇAKIR ise daha kompakt yapısıyla hem insanlı uçaklardan hem de SİHA’lardan atılabilen küçük çaplı seyir füzesi kategorisini tanımlıyor; TB2 ve AKINCI’ya entegre edilmesi savaş sahasında ciddi bir etki yarattı.
NATO üyesi olarak Türkiye, koalisyon harekâtlarında uzun menzilli hassas atış kapasitesine sahip olmak zorundaydı. Bu hem ittifak taahhüdü hem de ulusal savunma gerekliliğiydi. Ancak bu sistemleri başkasından almak, hem pahalı hem de operasyonel bağımlılık yaratıyordu. Yerli SOM ve ÇAKIR, bu denklemi tersine çevirdi.
SOM-J varyantı, F-35’in iç silah bölmesine sığacak şekilde tasarlandı; bu özellik Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasına karşın silahın kendi platformlarına entegrasyonunu sürdüreceğinin göstergesi. ÇAKIR’ın AKINCI entegrasyonu ise SİHA’ya seyir füzesi kapasitesi kazandırarak muharebe ekosistemini dönüştürdü.
17 Bayraktar AKINCI: Büyük Yük SİHA Dönemi 2021–Günümüz
Bayraktar AKINCI büyük yük SİHA insansız hava aracı” loading=”lazy”>TB2’nin başarısı, Baykar’a net bir yol haritası çizdi: daha büyük, daha uzun menzilli, daha ağır silah yükü taşıyabilen bir platform. AKINCI bu yol haritasının ürünüdür. Yaklaşık 1.350 kg toplam ağırlık taşıyabilen AKINCI, TB2’nin iki katından fazla yük kapasitesine sahip.
AKINCI’nın kritik özelliği, sadece büyüklüğü değil; taşıdığı silah yelpazesidir. ÇAKIR seyir füzeleri, SOM-B1/B2, MAM serisi akıllı mikro mühimmat ve TEBER lazer güdüm kitleri — AKINCI’nın silah yükü, düşük maliyetli bir stratejik bombardıman kabiliyetine işaret ediyor. Üstelik iki pilot görev istasyonuyla yönetilebilir yapısı, uzun süreli keşif ve taarruz görevlerini mümkün kılıyor.
TB2 taktik açıdan son derece başarılıydı; ancak stratejik derinlik gerektiren görevler için yetersiz kalıyordu. Uzun menzil, yüksek irtifa ve ağır silah yükü kombinasyonu ancak daha büyük bir platform üzerinde mümkündü. AKINCI, Türkiye’nin stratejik insansız hava harekâtı kategorisine girişini simgeliyor.
2021’de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim edilen AKINCI, halihazırda birden fazla ihracat müzakeresi sürecindedir. Baykar’ın Ukrayna’daki fabrikası AKINCI üretimine tahsis edildi; bu gelişme, Türk savunma ihracatının artık platform üretimini de kapsayan küresel bir boyuta taşındığını gösteriyor.
18 KAAN Savaş Uçağı: 5. Nesil Hayal Gerçeğe Dönüşüyor 2023–Günümüz

14 Şubat 2023. Ankara gökyüzünde bir uçak belirdi — Türkiye’nin kendi elleriyle tasarladığı, kendi fabrikasında ürettiği ve kendi pilotlarının kumanda ettiği bir savaş uçağı. KAAN’ın ilk uçuşu, Türk savunma sanayii tarihinin en simgesel anı oldu ve Türkiye’yi kendi muharip uçağını tasarlayan yedinci ülke konumuna getirdi.
KAAN’ın teknik profili dikkat çekici: çift motorlu, çift kuyruklı konfigürasyon, geniş iç silah bölmesi, AESA radar entegrasyonu hedefi ve düşük radar imzası tasarımı. Motorlar şimdilik ABD yapımı F110; yerli motor programı (TEI’nin TF-6000 motorunun geliştirme takvimi) devam ediyor.
F-35 programından çıkarılma (2019, S-400 satın alımının ardından), Türkiye’nin 5. nesil uçak planlarını yerle bir etti. Bu şok, KAAN programını hızlandırdı. Dışlama, Türkiye’ye kendi 5. nesil uçağını geliştirmenin ne kadar kritik olduğunu somut biçimde gösterdi. F-35’e girmek için on yıl bekledi; dışlandıktan sonra kendi uçağını yaptı.
KAAN şu anda kapsamlı test ve geliştirme sürecinde. 2030’a kadar ilk operasyonel kabiliyetin kazanılması hedefleniyor. Yerli motor entegrasyonu tamamlandığında Türkiye, uçağı ile motorunu birlikte tasarlayan ve üretebilen nadir ülkeler arasına girecek. Bu, havacılık sanayiinin en üst katıdır.
19 Savunma İhracatı 2020–2026: 4 Milyar Dolar Eşiği 2020–2026
| Yıl | Savunma İhracatı | Öne Çıkan Platform | Anahtar Pazar |
|---|---|---|---|
| 2020 | ~2,3 milyar $ | Bayraktar TB2 | Azerbaycan, Libya |
| 2021 | ~2,1 milyar $ | TB2, KIRPI, zırhlı araçlar | Ukrayna, Körfez |
| 2022 | ~4,4 milyar $ | TB2, Kirpi, MİLGEM | Ukrayna, Pakistan, Afrika |
| 2023 | ~5,5 milyar $ | AKINCI, ATMACA, MİLGEM | Orta Doğu, Orta Asya |
| 2024 | ~5,4 milyar $ | TB2, AKINCI, KIRPI, HİSAR | Afrika, Güney Amerika, Güney Asya |
| 2025 | ~5,6 milyar $ (tahmini) | AKINCI, SOM, MİLGEM | Körfez, Asya-Pasifik |
2022 yılında ilk kez 4 milyar doları aşan Türkiye savunma ihracatı, ülkenin küresel savunma tedarik zincirindeki konumunu köklü biçimde değiştirdi. Yalnızca 2002 yılında yaklaşık 250 milyon dolar olan bu rakam, yirmi yılda 20 kattan fazla arttı.
İhracat, savunma sanayiinin hem ekonomik sürdürülebilirliği hem de stratejik etkisi açısından kritiktir. Büyük hacimli üretim, birim maliyeti düşürür; ihracat gelirleri yeni Ar-Ge’yi finanse eder; geniş kullanıcı ağı, platformların gerçek operasyonel geri bildirimiyle olgunlaşmasını sağlar. Türkiye bu döngüyü fark etti ve ihracatı sistemin merkezine yerleştirdi.
İhracat başarısının arkasında yalnızca iyi ürünler değil, akıllı pazarlama stratejisi de var. Türkiye, platformlarını “muharebe kanıtlı” olarak sunuyor. TB2’nin Dağlık Karabağ ve Ukrayna’daki sicili, onlarca ülkeye en ikna edici satış sunumunu bizzat cephe hatlarında yaptı.
20 2035 Hedefi: Tam Bağımsız Savunma Sanayi 2026–2035

Türkiye’nin savunma sanayii stratejisi, tek tek platformların başarısından çok bir sistem bütünlüğü vizyonuna dayanıyor. 2035 yılına kadar belirlenen başlıca hedefler şunlar: savunma platformlarında yüzde 80’in üzerinde yerlilik oranı, yıllık 10 milyar dolar savunma ihracatı, yerli motor ve malzeme teknolojilerinde tam bağımsızlık ve uzay savunma kapasitesi.
Bu hedeflerin en zorlusu, motor bağımsızlığıdır. KAAN’ın F110 motorunu TEI yapımı TF-6000 ile değiştirmesi, Altay tankı için yerli motor geliştirme programı ve deniz platformlarına yönelik yerli tahrik sistemleri — bunlar 2035 vizyonunun en teknik ağırlıklı boyutunu oluşturuyor. Motor teknolojisi hem en pahalı hem de en uzun öğrenme eğrisi gerektiren alan.
Yarım kalmış yerlilik, tam bağımsızlık değildir. Türkiye bir uçak tasarlayabilir ama motoru başkasından alırsa yine bir kriz noktasında bağımlı kalır. 2035 hedefi, bu zincirin her halkasını kapatmayı amaçlıyor. 1974’te başlayan yolculuk, ancak o noktada tamamlanmış sayılacak.
Daha geniş perspektiften bakıldığında, Türkiye’nin 2035 savunma stratejisi teknik bir projeksiyondan çok jeopolitik bir tercih beyanıdır. NATO müttefiklerinden ve Batı tedarik zincirinden tamamen kopmadan, ancak herhangi bir dış aktörün tek başına belirleyici olamayacağı özerk bir savunma kapasitesi kurmak. Bu denge, Türkiye’nin büyük stratejisinin özetidir.
20 Mihenktaşın Özet Tablosu
| # | Mihenktaş | Dönem | Temel Etki |
|---|---|---|---|
| 1 | Kıbrıs Ambargosu | 1974 | Yerlilik kararının tetikleyicisi |
| 2 | MKEK Genişlemesi | 1950’ler+ | Temel mühimmat bağımsızlığı |
| 3 | Aselsan | 1975 | Savunma elektroniği ekosistemi |
| 4 | Roketsan | 1988 | Füze ve roket üretim kapasitesi |
| 5 | M60 Modernizasyonu | 1990’lar | Zırhlı platform deneyimi |
| 6 | F-16 Lisanslı Üretimi | 1985+ | Jet teknolojisi transferi |
| 7 | TAI Kuruluşu | 1984 | Ulusal havacılık altyapısı |
| 8 | Altay Tankı | 2000’ler+ | Yerli kara platformu yetkinliği |
| 9 | SSB Reformu | 2017 | Merkezi strateji ve koordinasyon |
| 10 | T-129 ATAK | 2014 | Yerli helikopter elektronik entegrasyonu |
| 11 | Bayraktar TB2 | 2014+ | Küresel SİHA pazarı liderliği |
| 12 | MİLGEM | 2011+ | Yerli savaş gemisi tasarım kapasitesi |
| 13 | HİSAR | 2016+ | Bağımsız hava savunma katmanı |
| 14 | Kirpi / Cobra | 2000’ler+ | MRAP ihracat başarısı |
| 15 | ATMACA | 2021+ | Yerli deniz saldırı füzesi |
| 16 | ÇAKIR / SOM | 2010’lar+ | Uzun menzilli hava-yüzey silahı |
| 17 | Bayraktar AKINCI | 2021+ | Stratejik büyük yük SİHA kapasitesi |
| 18 | KAAN | 2023+ | Yerli 5. nesil muharip uçak |
| 19 | 4 Milyar $ İhracat | 2022+ | Küresel tedarikçi konumu |
| 20 | 2035 Hedefleri | 2026–2035 | Tam yerlilik ve 10 milyar $ hedefi |
5 Önemli Sonuç
- 1974’teki ambargo travması, her krizin aynı zamanda bir fırsat olduğunu kanıtladı. Dışlama ve baskı, Türk savunma sanayiinin en güçlü katalizörü oldu.
- Lisanslı üretim, nihai hedef değil araç olarak kullanıldı. F-16 üretimi KAAN’a, T-129 ATAK’a giden yolu açtı. “Öğrenerek üretme” modeli Türkiye’nin en başarılı stratejisi oldu.
- Kurumsal yapı, teknik başarı kadar önemlidir. Aselsan, TAI, Roketsan ve SSB — bunların her biri stratejik bir boşluğu kapatmak için birer araç olarak tasarlandı ve zamanla gücünü katlayan birer ekosisteme dönüştü.
- Muharebe kanıtı, en güçlü ihracat aracıdır. Azerbaycan ve Ukrayna’daki TB2 operasyonları, Türkiye’ye hiçbir fuarın sunamayacağı küresel sergiyi bedelsiz verdi.
- Tam bağımsızlık henüz tamamlanmadı. Motor teknolojisi başta olmak üzere kritik boşluklar sürüyor. 2035, teknik bir hedeften çok Türkiye’nin kendine koyduğu stratejik bir bağlılık beyanı.
Sık Sorulan Sorular
Türkiye savunma sanayiinde dünya sıralamasında kaçıncı?
2026 itibarıyla Türkiye, SIPRI ve diğer savunma araştırma kuruluşlarının verilerine göre savunma ihracatında küresel sıralamanın ilk 15’inde yer alıyor. Belirli platform kategorilerinde (taktik SİHA gibi) küresel pazar lideri konumunda bulunuyor. Savunma harcamasına oranla ihracat kapasitesi açısından değerlendirildiğinde, çok daha üst sıralarda.
Bayraktar TB2 kaç ülkede kullanılıyor?
2026 itibarıyla TB2, teslimata geçmiş ülkelerle birlikte 40’tan fazla ülkede kullanılıyor ya da sipariş aşamasındadır. Azerbaycan, Ukrayna, Pakistan, Polonya, Etiyopya ve pek çok Afrika ile Orta Asya ülkesi başlıca operatörler arasında yer alıyor.
KAAN ne zaman tam operasyonel olacak?
İlk uçuş Şubat 2023’te gerçekleşti. SSB’nin açıkladığı takvime göre ilk operasyonel kapasite 2029-2030 döneminde hedefleniyor. Yerli motor entegrasyonu ise 2032-2035 dönemine tahmin ediliyor. Geliştirme süreçlerinin genellikle tahminleri aştığı göz önünde bulundurulduğunda, bu tarihler değişebilir.
Türkiye’nin savunma sanayiindeki yerlilik oranı ne kadar?
SSB verilerine göre 2024 itibarıyla Türkiye’nin savunma tedarikindeki yerlilik oranı yüzde 79-80 bandındadır. Bu oran 2002’de yaklaşık yüzde 20 seviyesindeydi. Hedef, 2035’e kadar yüzde 80’in üzerini korurken motor ve ileri malzeme gibi alanlarda da kritik bağımlılıkları ortadan kaldırmak.
Türkiye savunma sanayiine ne kadar kaynak ayırıyor?
Türkiye’nin savunma bütçesi 2024-2025 itibarıyla GSYİH’nın yaklaşık yüzde 2,5-2,8’i arasında. Toplam bütçeden savunma sanayii ve yerlilik programlarına ayrılan pay ise son on yılda dramatik biçimde arttı. SSB’nin yönetimindeki proje bütçelerinin toplamı 100 milyar doları aşıyor.
MİLGEM programı hangi ülkelere ihraç edildi?
Pakistan, MİLGEM’in ilk ve en kapsamlı ihracat müşterisidir; 4 fırkateyni sözleşme kapsamında inşa ediliyor. Ukrayna, MİLGEM alımı için anlaşma imzalamış olmakla birlikte savaş koşulları teslimat takvimini etkiledi. Endonezya, Azerbaycan ve çeşitli Körfez ülkeleri de ilgi gösteren ülkeler arasında.
Sıradaki: Dünyanın En Uzun Menzilli 12 Top Sistemi
Türkiye’nin PANTER ve T-155 FIRTINA obüslerinden ABD’nin M109 Paladin’ine, Rusya’nın 2S35 Koalitsiya’sına — modern kara muharebesi topçu silahlarının en uzun menzillileri karşılaştırmalı analizde.
Kaynaklar
- Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) — ssb.gov.tr — Proje bilgi sayfaları ve yıllık raporlar
- SIPRI Arms Transfers Database — sipri.org — Türkiye ihracat verileri 2000-2025
- Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarih arşivi — tsk.tr
- Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TAI) — tai.com.tr
- Aselsan A.Ş. Faaliyet Raporları 2000-2025 — aselsan.com.tr
- Roketsan Ürün Kataloğu ve Basın Bültenleri — roketsan.com.tr
- Baykar Teknoloji Basın Bültenleri — baykartech.com
- Jane’s Defence Weekly — Türkiye savunma sanayii özel dosyaları, 2010-2025
- Defense News — Türkiye savunma raporu arşivi
- Otokar ve BMC Savunma Birimleri — otokar.com.tr, bmcotomotiv.com.tr

