Kahire’deki dolaylı ateşkes görüşmelerinde, Hamas’ın Gazze’deki askeri güvenliğin Türkiye garantörlüğüne bırakılmasını önerdiği öne sürüldü
Ortadoğu’da tarafların yoğun diplomatik temaslarla yeni bir ateşkes zeminini oluşturmaya çalıştığı bir dönemde, Mısır’ın başkenti Kahire’de yürütülen dolaylı görüşmelere dair dikkat çekici bir iddia gündeme geldi. Diplomatik kaynaklara dayandırılan bilgilere göre, Hamas heyeti, Gazze Şeridi’nde çatışma sonrası dönemde oluşacak güvenlik yapısının, üçüncü bir ülke garantörlüğünde inşa edilmesi gerektiğini savundu. Bu kapsamda heyetin, askeri güvenliğin Türkiye tarafından üstlenilmesini teklif ettiği bildirildi.
Görüşmeler Kahire’de devam ediyor
Kahire’de, Mısır istihbaratı öncülüğünde yürütülen ateşkes temaslarına, Hamas, İsrail ve ABD’den teknik düzeyde temsilciler katılıyor. Görüşmelerde esir takası, çatışmaların sonlandırılması, insani yardım koridorları ve Gazze’nin yeniden inşası gibi başlıkların ele alındığı biliniyor.
Ancak diplomatik kaynaklara göre, son turlarda gündeme gelen en tartışmalı konu, çatışma sonrası güvenlik yapılanması oldu. Bu kapsamda Hamas heyeti, İsrail’in Gazze’nin iç güvenliğini doğrudan ya da dolaylı kontrol etmesine karşı çıkarak, bölge güvenliğinin tarafsız bir ülke tarafından sağlanmasını önerdi.
Türkiye’nin garantörlüğü önerildi
İddialara göre, Hamas heyeti, Türkiye’nin geçmişte Filistin meselesine olan ilgisini ve bölgedeki diplomatik pozisyonunu gerekçe göstererek, Gazze’nin askeri güvenliğinin Türkiye tarafından garanti altına alınmasını teklif etti. Heyet, bu önerinin hem Filistin halkının güvenlik kaygılarını gidereceğini hem de bölgesel dengeleri koruyacağını savundu.
Görüşmelere yakın bazı kaynaklar, Hamas temsilcilerinin “tarafsız, Müslüman bir ülkenin sürece dahil edilmesinin gerilimi azaltabileceği” değerlendirmesinde bulunduğunu aktardı. Türkiye’nin uzun yıllardır Filistin’e insani, siyasi ve diplomatik destek sağladığına da atıfta bulunulduğu belirtildi.
İsrail heyetinden itiraz
Diplomatik çevrelerden edinilen bilgilere göre, Hamas’ın önerisi görüşmelerde ciddi tartışmalara yol açtı. İsrail tarafı, Türkiye’nin garantörlüğüne kesin biçimde karşı çıktığını bildirdi. İsrail heyeti, böyle bir rolün yalnızca ABD gibi geleneksel müttefik ülkeler tarafından üstlenilebileceğini savundu.
Toplantıların büyük bir bölümünün bu başlık altında geçtiği ve tarafların pozisyonlarında henüz bir değişiklik olmadığı ifade edildi. İddiaya göre, ABD temsilcileri de Türkiye’nin garantörlüğüne dair öneriyi “değerlendirilecek bir fikir” olarak not etti ancak açık destek sunmadı.
Garantörlük tartışması ilk değil
Hamas’ın Türkiye’yi güvenlik sürecine dahil etme önerisi, bölgede ilk kez gündeme gelmiş değil. Geçmiş yıllarda da benzer öneriler farklı formatlarda gündeme getirilmiş, ancak bölgesel aktörlerin hassasiyetleri nedeniyle bu fikir somutlaştırılamamıştı. Özellikle Katar ve Rusya’nın da zaman zaman garantörlük yapısı içerisinde düşünülmesi, bu başlığın çok taraflı bir formda ele alınması gerekliliğini ortaya koyuyor.
Türkiye’den resmi açıklama yok
İddianın kamuoyuna yansımasının ardından Ankara’dan henüz resmi bir açıklama yapılmış değil. Türkiye, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını en sert biçimde eleştirmiş, uluslararası toplumun etkili ve kalıcı adımlar atması gerektiğini defalarca vurgulamıştı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki açıklamalarında Hamas’ı “direniş hareketi” olarak tanımlamış ve İsrail’in sivil yerleşimlere yönelik eylemlerini “insanlık suçu” olarak nitelemişti. Türkiye’nin bölgede garantörlük üstlenmeye sıcak bakıp bakmadığına dair ise doğrudan bir beyan bulunmuyor.
Uzmanlara göre “zor ama stratejik” bir öneri
Ortadoğu güvenliği üzerine çalışan uzmanlar, böyle bir önerinin uygulanabilirliği konusunda farklı görüşlere sahip. Bazı analistler, Türkiye’nin taraflardan biri tarafından önerilmesinin bölgedeki etkisini ve diplomatik gücünü yansıttığını savunurken, diğer uzmanlar bu rolün Türkiye’yi çatışmaların tarafıymış gibi algılanan bir konuma taşıyabileceği uyarısında bulunuyor.
Ayrıca garantörlük gibi bir askeri ve siyasi sorumluluğun yalnızca tek taraflı istekle değil, çok taraflı mutabakatla yürürlüğe girebileceği, aksi halde uluslararası hukuki zemin oluşmasının zor olacağı vurgulanıyor.
Not: Haberde yer alan bilgiler resmi kaynaklar tarafından doğrulanmamış olup, diplomatik çevrelere dayandırılan iddialara dayanmaktadır. Taraflardan konuya ilişkin açıklama gelmesi durumunda gelişmeler güncellenecektir.