TÜRK SAVUNMA SANAYİİNDE STRATEJİK DÖNÜŞÜM: YERLİLİKTEN KÜRESEL OYUN KURUCUYA

17701003061664515113

 Türk savunma sanayii, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası maruz kalınan ambargoların zorunlu kıldığı yerlileşme sürecinden, bugün küresel ölçekte rekabet eden bir yapıya evrildi. Yerlilik oranının yüzde 20’lerden yüzde 80’in üzerine çıkmasıyla sonuçlanan bu dönüşümde, Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün’ün sürdürülebilirlik, teknolojik derinleşme ve ihracat odaklı vizyonu belirleyici rol oynuyor.

AMBARGODAN ÖZGÜN TASARIMA UZANAN YOL

Türk savunma sanayiinin kurumsal temelleri, 1974 sonrası dönemde atıldı. ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN ve HAVELSAN gibi vakıf şirketlerinin kurulmasıyla başlayan süreç, uzun yıllar boyunca hazır alım ve ortak üretim ağırlıklı ilerledi.

2000’li yılların başında yerlilik oranı yüzde 20 seviyelerinde seyrederken, 2004 sonrası uygulanan politikalarla paradigma değişikliğine gidildi. Bu dönemde MİLGEM, ANKA, ATAK ve HÜRKUŞ gibi projelerle özgün tasarım ve milli üretim modeli hayata geçirildi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın Başkanlığa dönüşmesi ise süreci hızlandırdı. Bugün savunma sanayii; 3 bin 500’ü aşkın firma, 100 binden fazla çalışan ve 100 milyar doları aşan proje hacmiyle büyük bir ekosistem haline geldi.

KRİTİK ALT SİSTEMLERDE YERLİLİK

Gelinen noktada yalnızca platformlar değil, motor, radar, elektronik harp ve mühimmat gibi kritik alt sistemler de yerli imkanlarla geliştiriliyor. TEI-PD170, TS1400 motorları, AESA radarları ve elektro-optik sistemler, Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığının temel bileşenleri arasında yer alıyor.

Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, bu yaklaşımı ❝Bir millet kendi gözünü üretirse, artık karanlıktan korkmaz❞ sözleriyle özetliyor.

HİBRİT İNOVASYON VE SİVİL DÖNÜŞÜM

Görgün’ün öncelikleri arasında savunma sanayiinin sivil alanlarla entegrasyonu da bulunuyor. Radar ve elektro-optik alanındaki bilgi birikiminin sağlık teknolojilerine aktarılmasıyla geliştirilen mobil dijital röntgen cihazları, bu yaklaşımın somut örnekleri arasında gösteriliyor.

Bu modelle, savunma harcamalarının sivil ekonomiye geri dönüşünün artırılması ve dışlama etkisinin önlenmesi hedefleniyor.

İHRACATTA REKOR VE SAVUNMA DİPLOMASİSİ

Sektörün sürdürülebilirliği açısından ihracat kritik önem taşıyor. Görgün döneminde savunma ve havacılık ihracatı 2024 yılında 7,154 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı. Kilogram başı ihracat değeri ise 65 dolar seviyesine çıktı.

Savunma sanayi iş birlikleri, yalnızca ürün satışı değil, stratejik ortaklık ve teknoloji paylaşımı ekseninde yürütülüyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin savunma diplomasisinde de etkisini artırıyor.

İNSAN KAYNAĞI VE UZUN VADELİ VİZYON

Teknolojik ilerlemenin merkezine insan kaynağını koyan Görgün, Milli Yetkinlik Hamlesi ile sektördeki yetenek yönetimini güçlendirmeyi hedefliyor. Görgün’e göre sürdürülebilirliğin temel unsuru, ham madde değil nitelikli insan kaynağı.

Savunma sanayiinin uzun vadeli hedefleri arasında uzay teknolojileri, yapay zeka destekli otonom sistemler ve ileri tahrik teknolojileri de bulunuyor. 2053 vizyonu doğrultusunda hazırlanan yol haritaları, Türkiye’nin savunma alanındaki iddiasını atmosferin ötesine taşımayı amaçlıyor.

ZORUNLULUKTAN KÜRESEL AKTÖRLÜĞE

Türk savunma sanayii, ambargoların dayattığı bir zorunluluktan doğan yerlileşme hamlesini, bugün teknolojisini ihraç eden ve küresel standartları belirleyen bir yapıya dönüştürdü. Prof. Dr. Haluk Görgün’ün liderliğinde yürütülen bu süreç, Türkiye’nin tam bağımsız savunma hedefinin temel dayanaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Yazı gezinmesi

Mobil sürümden çık