Küresel savunma sanayiindeki talep artışı 2024–2025 döneminde yalnızca bütçelere ve sipariş stoklarına değil, sermaye piyasası fiyatlamalarına da güçlü biçimde yansıdı. Savunma ve havacılık odaklı hisse senedi endeksleri, genel piyasa endekslerine kıyasla belirgin bir “pozitif ayrışma” üreterek yatırımcı nezdinde savunma temasını, jeopolitik risklerin ötesinde yapısal bir büyüme hikâyesi haline getirdi. Bu ayrışmanın arkasında üç temel dinamik öne çıkıyor: (i) uzun vadeli sözleşmelerin sağladığı nakit akışı görünürlüğü, (ii) yüksek sipariş stoklarının “gelir tabanı” gibi fiyatlanması ve (iii) mühimmat/uzay/otonom sistemler gibi alt segmentlerdeki hızlanan kapasite yatırımları.
Endeksler Düzeyinde Büyük Resim: Savunma Teması Senkronize Bir Yatırım Dalga Boyuna Dönüştü
Paylaştığınız veriler, 2025 yılbaşından bu yana savunma endekslerinde güçlü getirilerin oluştuğunu gösteriyor: STOXX Aerospace & Defence %78,3, MSCI AC Aerospace & Defence %53,9, S&P Aerospace & Defence %46,7. Bu tablo, savunma hisselerinin “kriz anında yükselip sonra normalleşen” bir refleks olmaktan çıkarak, artan bütçeler ve çok yıllı tedarik programlarıyla desteklenen senkronize bir küresel yatırım temasına dönüştüğünü işaret ediyor.
Burada kritik ayrım şu: Genel piyasa endekslerinde büyüme daha çok teknoloji/tüketim döngüsüyle açıklanırken, savunma endekslerinde fiyatlama sözleşmeye dayalı iş görünürlüğü üzerinden yapılıyor. Bu nedenle savunma endeksleri, yüksek faiz/jeopolitik oynaklık dönemlerinde “defansif büyüme” kategorisine yaklaşan bir profil sergileyebiliyor. MSCI’nin ilgili endeks dokümanları, savunma-havacılık sepetinin küresel ölçekte karşılaştırılabilir bir yatırım evreni sunduğunu ortaya koyuyor.
2025 Hisse Performansı: “Ölçek” Değil “Hız” Fiyatlanıyor
2025 hisse dağılımı, savunma sektöründe getirinin homojen olmadığını; piyasanın özellikle büyüme hızı ve ölçeklenme potansiyeli yüksek alanları ödüllendirdiğini gösteriyor. Hanwha Aerospace ve Rocket Lab gibi şirketlerin sert yükselişleri; mühimmat, uzay sistemleri ve yeni platform yatırımlarının yatırımcı anlatısında “ana yüklenici istikrarı”ndan daha yüksek çarpanlarla fiyatlandığını düşündürüyor.
Buna karşılık Lockheed Martin gibi saf savunma devlerinde daha sınırlı performans, piyasanın 2025’te “mevcut backlog’un güvenliğine” değil, backlog’un gelir artışına dönüşme hızına ve kapasite genişlemesine odaklandığını gösteriyor. Yani 2025’te savunma borsasında ana ayrım, “kim daha büyük?” sorusundan çok “kim daha hızlı ölçekleniyor ve hangi yeni programa daha erken giriyor?” sorusuna kaymış görünüyor.
IPO Penceresi: Uzay ve Dual-Use İş Modelleri Yeniden Merkezde
2025’te savunma/uzay temalı halka arzlar, sermaye piyasalarının ilgisinin klasik platform üreticilerinden ziyade uzay altyapısı, roket fırlatma, hipersonik alt sistemler, dual-use (çift kullanımlı) teknolojilere kaydığını gösteriyor. Firefly Aerospace’in 868,3 milyon ABD dolarlık halka arz büyüklüğü, bu eğilimin en görünür örneklerinden biri.
Bu tip işlemler, savunma sanayiinde yeni bir finansal döngünün işaretlerini veriyor: Piyasa, yalnızca “sipariş alan” şirketleri değil, yüksek teknoloji kapasitesini hızla büyütebilen ve devlet sözleşmelerine ek olarak ticari pazarlara da açılabilen oyuncuları daha agresif fiyatlıyor. Başka bir ifadeyle, 2025’te halka arzlar savunmada “platform”dan çok “altyapı ve ekosistem” anlatısına yaslanıyor.
M&A Dalgası: Tedarik Zinciri, Dikey Entegrasyon ve Avrupa’da Kapasite Yarışı
2025 birleşme-satın alma işlemlerinde iki ana motivasyon öne çıkıyor:
1) Tedarik zinciri kontrolü ve dikey entegrasyon: Boeing’in Spirit AeroSystems’i yeniden bünyesine katması, sivil havacılıktaki kalite/tedarik zinciri baskılarıyla beraber savunma üretim disiplinini de ilgilendiren, “kritik gövde/kanat kapasitesini kontrol altına alma” hamlesi olarak okunuyor. Boeing işlemi 8 Aralık 2025’te tamamladığını duyurdu.
2) Avrupa’da yeniden silahlanma ile üretim ölçekleme: Baykar’ın Piaggio Aerospace’i satın alması ve Baykar–Leonardo hattında şekillenen işbirliği; Avrupa’da üretim, sertifikasyon ve pazar erişimi başlıklarının giderek daha stratejik hale geldiğini gösteriyor. Leonardo’nun 6 Mart 2025’te Baykar ile “insansız teknolojiler” için iş birliği mutabakatını duyurması, bu çerçevede Avrupa pazarına dönük uzun vadeli bir sanayi mimarisine işaret ediyor.
Bu M&A/JV dalgası, 2025’in savunma sanayiinde sadece “siparişlerin büyüdüğü” bir yıl değil, aynı zamanda kapasiteyi kim kuracak, tedarik zincirini kim yönetecek sorularının yeniden yazıldığı bir dönem olduğunu gösteriyor.
JV’ler ve Yeni Mimari: Avrupa’da İHA, Küreselde Yeni Nesil Muharip Uçak ve Güvenli Haberleşme
Ortak girişimler (JV) 2025’te üç yerde yoğunlaşıyor:
- İnsansız sistemler (UAS): Avrupa’da pazar erişimi + sertifikasyon + üretim altyapısı birleşimi, JV’leri hızlandırıyor.
- Yeni nesil muharip uçak programları: GCAP gibi mega programlar, prime contractor/lead integrator rolünün JV yapılarıyla kurumsallaştırıldığı bir model yaratıyor.
- Güvenli haberleşme ve yazılım tanımlı kabiliyetler: NATO uyumluluğu ve ihracat pazarları için kripto/secure comms yatırımları JV’leri tetikliyor.
Bu yapı, savunma sanayiinde rekabetin “tek şirket” ölçeğinden “ekosistem ölçeği”ne kaydığını, yazılım ve görev sistemlerinin platform kadar stratejik bir değer taşıdığını teyit ediyor.
BİST Savunma Hisseleri: TL’de Güçlü, USD’de Kur Filtreli Getiri
BİST tarafında paylaştığınız çerçeve, iki katmanlı bir gerçeğe işaret ediyor:
- Yerel para birimi (TL) bazında bazı hisselerde güçlü yükselişler görülebiliyor.
- USD bazında ise performans daha sınırlı ve heterojen; kur etkisi reel getiriyi filtreliyor.
Bu nedenle BİST savunma hisselerinde “pozitif ayrışma”yı değerlendirirken, yalnızca TL getirisine değil; USD bazında getiri + gelirlerin döviz kompozisyonu + ihracat görünürlüğü üçlüsüne bakmak gerekiyor. Öte yandan ASELSAN’ın USD bazında güçlü ayrışması, ölçek ve ihracat/portföy etkisinin yerel piyasada ayrı bir fiyatlama rejimi oluşturabildiğini gösteren önemli bir örnek niteliğinde.
Stratejik Çıkarım
2024–2025 döneminde savunma sanayii, sermaye piyasalarında “jeopolitik riskin kısa vadeli hedge’i” olmaktan çıkarak, çok yıllı bütçeler + uzun vadeli sözleşmeler + kapasite genişlemesi üçgeninde fiyatlanan bir “yapısal tema”ya dönüştü. Ancak 2025’in ayırt edici özelliği, yatırımcıların savunma sepetinin içinde dahi büyüme hızı yüksek alt segmentleri (uzay, mühimmat, otonom sistemler, motor/MRO) daha güçlü ödüllendirmesi oldu. M&A ve JV dalgası ise bu fiyatlamanın altını dolduran sanayi gerçeğini ortaya koyuyor: rekabet artık yalnızca ürünle değil, üretim kapasitesi, tedarik zinciri kontrolü ve ekosistem ortaklıklarıyla kazanılıyor.
